Cinler-1 (12.Mayıs.1978)
Konu özeti
Bütün varlıklar Peygamberimizin namazına uyar duasına amin der
Cinlerin Peygamberimizi ve Kur’an’ı aramaları ve can kulağıyla dinlemeleri
Ne zaman?.. Ne zaman?.. Cinler gibi Kur’an’a sahip çıkacaksınız?…
Muhterem Müslümanlar
Alemşümul bir davetle zuhur eden Rasulü Ekrem Aleyhissalatü vesselam, semekten meleğe kadar, cinden inse kadar bütün varlıkların dinlediği, söz söylerken kulak kesildiği, hitabına karşı onu söz sultanı saydığı müstesna ve mümtaz bir Zat’dır.
Hz. Muhammed Aleyhissalat vesselam, kıldırdığı mahlukat namazında, imam olduğu arkasındaki cemaat, cinden inse kadar, insten meleeğe kadar melekten ruhanilere ve semeğe kadar büyük bir cemaattir, cemaat-i uzmadır.
Arş, ferş, kürsi, Hz. Muhammed’in namazını kılar, o dildarın duasına amin der, onun istediği şeylere karşı “Evet ya Rabbi, biz de istiyoruz” der, müsbet cevap, istek ve dileğinde bulunurlar.
Aleyhissalatü vesselam irad ettiği hutbesiyle bütün mahlukatı arkasına almış ve onlara söz dinlettirmiştir. Beşer bunun farkına varsın varmasın, onun farkına varamadığı alemlerde dahi mevcelenmeler, oynamalar olmuş, kulaklar onun için kabartılmış, gönüller onun için heyecanla dolup taşmaya başlamış, bir anda bütün kainatta sadece ve sadece Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam’ın duası duyulur hale gelmiştir.
Duyulur hale gelmişti ki, gökte ve yerde olan esrarengiz hadiseler, anlaşılmaz garaip, yeryüzünde cinnîleri aramaya sevetmişti. Bucak bucak dolaşıyorlardı. Köy köy kasaba kasaba her tarafa selam çakıyor, onu arıyorlardı. Göklerle oynayan birisi vardı. Gök ve yer arasında münasebet kuran, bu büyük esrarın çözülmesiyle bu müşkül muammanın halliyle gelen birisi vardı ki, yerde ve gökte gariplikler birbirine takip ediyordu.
Mekke’ye kadar geliyorlardı. Esrarın anahtarları elinde olan Zatıbugün adına inşa edilen mescid içinde buluyorlardı. Rasulü Ekrem Kur’an okuyordu. Bir avuç Ashab etrafında toplanmış bulunuyordu. İki üç diyelim drt beş diyelim ama gam yemesin Nebi…Cinler aramış kendisini bulmuş, melek sesine sözüne kulak kesilmiş onu dinliyordu. Rasulü Ekrem Kur’an okuyor. Allah sevketmişti cinleri. “Ve iz sarrafnâ ileyke neferan minel-cinni…” (46/29). “Kur’an’a kulak kabartsınlar diye sana cinleri ben gönderdim” diyor. Azametle onları sevkettik. Bucat bucak biz dolaştırdık, zimamı eline verdik, Mekke’ye biz çektirdik. Saf bağlayıp kulluk anlayışı içinde divan durdular. _Kâlû ensıtû…” “Sesinizi kesin Kur’an’ı dinleyelim!” Başka sese söze benzemiyor…Sesinizi kesin, Kur’an’a kulak verelim. Müşkül-küşa geldi. Sesinizi kesin Kur’an’ı gönlümüze indirelim. Esrarları açan geldi. “Ensıtû…Ensıtû…” dediler. Seslerini kesip kulak kabarttılar.
Rasulü Ekrem’i orada dinlerken kendilerinden geçiyorlardı. Bir “Ensıtû!…” sözüydü ki dalgalanıp gidiyordu. Muhbir-i Sadık bu sesi duyuyor, cûş-u hurûş ageliyordu.
“Felemmâ kudıye vellev ilâ….”, “Hakka inandıktan sonra sineye indirdikten sonra durma olur mu gayrı…Dinleyip hazmettikten sonra: “Vellev ilâ kavmihim”, “Her biri bir elçi olarak kavminin içine yayıldı, onları hakka davet etmek için. “Yâ kavmenâ….”"Ey Cemaat! Musa’dan sonra bir kitap inde…”, muhtemelen öyle anlıyorum, tefgsircilere muhalif olarak; gelen o cinniler herhalde Hz. Musa’ya inanan Yahudi cinleriydi. Musa&dan sonra insanların gönlüne heyecan hasıl edecek bir kitap nazil oldu hidayete ve darik-i müstakime davet eden bir kitap naziloldu. “Ey Cemaat! Allah’a davet eden bu Zata icabet edin, bu Zatı dinleyin kurtuluşa erin! Ey cemaat bu sese kulak verin. Ey cemaat! Kur’an’6a şeklinizi ve kıvamınızı bulmaya çalışın…Cemaat fevc fevc geliyordu Rasulü Ekrem’e…
İbn-i Mesud’un Enes’in, Muaz’ın, Ebu Zerr’in rivayet ettikleri hadislerde, Rasulü Ekrem ilerde gidecektir, şerayii onlara talim edecektir, yiyecekleri içecekleri mevzularda haram ve helal mevzuunda ahkamı onlara götüreceklerdir. Davete icabet edip gidecek, her şeyi onlara anlatacaktır ve döndüğü zaman, bütün cinlere Süre-i Rahman’ı onlara okuduğunu bize anlatacaktır. Sahabe-i Kirama az da ta’n eder gibi süre-i Rahman’ı onlara tilavet ettiğini ifade buyuracaktır.
Süre-i Rahman’da cin ve ins omuz omuza beraber anlatılır. gök ve yerin nizamı intizamı anlatılır, Allah tarafından vazedilen nizam anlatılır, zimamdarı anlatılır, Allah tarafından vaz’ edilen nizam anlatılır. Kavanin ve nevamis anlatılır. Tabiat ve tabiattaki şartlar anlatılır. Zimamdarı anlatılır, her şeyin dest-i kudretinde olduğu anlatılır. Ve sonra cin ve insan hılkati anlatılır. Anlatılır da vücuttan ademden, ademden vücuda gelen, yokluğu arkada bırakıp vücutla serfiraz olan cemaate, vücut nimeti imtihan mahiyetinde anlatılır.
“Febieyyi âlâi rabbikümâ tükezzibân” denir. “Rabbinizin hangi nimetini tekzib edeceksiniz?”Herkesin yaşadığı buudlar içinde maşrık ve mağribleri anlatılır.
“Rabbül-maşrikayni ve rabbül-mağribeyn” (55/17) Cinin mağribi, insin mağribi, cinin maşrıkı insin maşrıkı ve kendilerine hılkatlarına göre daha çeşit çeşit mağribler maşrıklar, Rabbül-meşarıkı ve rabbül-megaribi diye kendisini tanıtıyor (70/40)…Sonra Rabbinizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz.
Deryalar, deryaların içindeki inci mercan anlatılır. Rabbinizin hangi nimetini tezib ediyorsunuz? Denizler denizlerdeki vapurlar, krulacak saltanat… Rabbinizin hangi nimetini tekzbi ediyorsunuz? Ve nihayet fani dünya..Kapanacak dünya…Sönecek güneş, yok olacak eşya ve hadiseler…küllü men aleyha fân…Kurb-u huzura gidecek. nimetlerinden istifade edeceksiniz. Bunun için dünyanın kapanması, faniler fena damgası ile damgalanması, yok olması lazım…İşte bu nimet karşısında dahi Rabbinizin hangi nimetlerini tekzib edeceksiniz? Ve sonra göklerde ve yerde bulunan herkes hesaba çekilecek, herkesi sorguya tabi tutacak ve sonra mahşer kıyamet mizan kurulacak… Bütün bunları sırasıyla anlatır sırasıyla ins ve cinne…
Cehennem bütün dehşetiyle anlatılır. Cennet bütün iç açıcı nimetleriyle anlatılır. cin ve insin elinin değmediği huri ve gılmanıyla anlatılır. Sonunda da “Tebarekellezî…” der. Rabbi teala ve tekaddes Hazretleri şu kurduğu düzende, çevirdiği eşya ve hadiseler içinde oynadığı şeyleri, kudsî tasarrufatını nakleder. Süre-i Rahman, cinleri cûş-ı hurûşa getirmiştir. O kadar ki Rasulü Ekrem döndükten sonra Ashabına okudu, okudu da tavırlarını beğenmedi ve şöyle buyurdu:
“El-Cinnü ahsenü minküm radden vemâ kara’t febieyyi âlâirabbikümâ tükezzibân”, “Cinler sizden daha iyi cevap veriyorlardı, mukabele ediyorlardı. Ben ne zaman “Febieyyi âlâirabbikümâ tükezzibân” dedimse irkildi ve şöyle dediler: “Hayır ya Rabbi! Senin hiç bir nimetini tekzib etmiyoruz. Hamd ve minnet sana aittir. Ashab-ı Rasulüllah iyi mukabelede bulunmamışlardı. Rasulü Ekrem serrişte ediyordu bunu.
Muhterem Müslümanlar! Cin taifesi karşısında ayat-ı ilahi tilavet ediliyor. Cin tayfası boynunu büküyor, inkıyad ediyor. Rasulü Ekrem’in etrafında halaka oluyor. Kur’an-ı Kerim, o asırdan bu asra kadar cin taifesi boynunu büküyor inkıyad ediyor. Rasulü Ekrem’in, etrafında halaka oluyor. Kur’an-ı Kerim o asırdan bu asra kadar aynı hakikatlara tercüman oluyor, aynı şeyleri dile getiriyor.
Kalbinize ne oldu sizin? Ruhunuza ne oldu sizin? Ne oldu ki alayı ilahi başınızdan aşağı yağıyor olduğu halde ne oldu ki Allah nimetlerini sıralayıp durduğu halde, siz niam-ı ilahi karşısında samit infialinizle uyuşuk uyuşuk duruyorsunuz?
Cin: “velâ bişey’in min alâike rabbenâ nükezzibü” diyor. Ne zaman diyeceksiniz? Ne zaman, Kur’an’ı hayata düstur yapıp da hiç bir şeyi tekzib etmiyoruz diyeceksiniz. Ne zaman bütün emir ve fermanlarına inkıyad edeceksiniz? Ne zaman onu hayatınıza düstur yapacaksınız? Ne zaman yalancıktan yaşamayı bırakıp hakiki olarak Kur’an’ın kubbesi altında ona sahip çıkacaksınız? Ne zaman geceniz gündüzünüzden aydın olacak? Ne zaman kabrinizi gecenizden gündüz etme yoluna gireceksiniz? Ne zaman darüsselam cemaati halinegeleceksiniz? Ne zaman Allah’ın maksatlarını anlayacaksınız? Ne zaman Hz. Muhammed’den dinliyor gibi O’nu dinleyeceksiniz? Ve ne zaman 3 asırlık gafleti üzerinizden atacak, yeniden ibn-i Revaha’nın ifadesiyle Allah’a inanacaksınız?
Ne zaman Allah’a inanacaksınız müminler? Allah Kur’an’ın’da: “Ya eyyühellezine âmenû âminû…” diyor. (4/136). “Ey iman edenler! diyor. Ey şakacıktan işin ucundan tutanlar, iman edin diyor. Ey kenarından dolaşanlar, Eshab-ı Bedir gibi işin altına girin diyor. Ey gecesini sıcak ve yumuşak döşeklerde geçirenler! Gündüzünü gaflet içinde imrar ettirenler, iman edin diyor.
Ne zaman iman edeceksiniz? Ne zaman münadiyi duyup: “Ya kavmena inna semina kuranen aceben” (72/1) diyeceksiniz? Ne zaman Kur’an’ın mevceleri içinizde iman heyecanı meydana getirecek? Ne zaman fısk-ü fücur elveda deyip çarşı ve sokaklarınızdan uzaklaşacak? Ne zaman yalanı görmeyeceğiniz bir dünya kurulacak? Ne zaman, içinde faiz ve rüşvetin cari olmadığı mükemmel bir nizam teessüs edecek? Ne zaman devlet reisiniz haysiyetli, parlementeriniz özü sözü doğru fertler halinegelecek? Ne zaman siz onlar karşısında hak ve hakikatı tereddütsüz kükreyecek hali ihraz edeceksiniz? Ne zaman Firavunlar gibi menfaatler karşısında zelli olmaktan kurtulacak, sırtınızda taşıdığınız bir canı tereddüt etmeden, mevlanın yolunda kurban edeceksiniz?
Ne zaman Ali gibi sırası geldiği zaman, kılıçlar altında, kütükteki et gibi doğranmayı, rızadide olarak karşılayacak, ne zaman mehalike göğüs gerecek, ne zaman yeter yattığımız ve oturduğumuz, köy köy kasaba kasaba dolaşalım diyeceksiniz?.
Ne zaman camilerde bulunduğunuz halde, Kur’an’dan uzak bulunmayı terk edeceksiniz? Ne zaman Kur’an ayrı vadide, siz ayrı vadide, dalalet ve tuğyanını terk edeceksiniz? Ne zamanKur’an’ı raflardan indirip içine gireceksiniz? Ne zaman Kur’an’ın küfünü pasını silecek, kitabımdır diye sahip çıkacaksınız?
Ne zaman cemaat! Ne zaman dolaştığınız her yerde “ya kavmena inna semina Kur’anen aceba”…ne zaman: “Ecibü daıyallah!” diyeceksiniz? Allah’ın davetçisine icabet edin, bu mevzuda başınızı bu yola koyun, Rasulüllah’ın eşiğinden başınızı ayırmayın…Mevud olan şafak atsın…sesi tatlı tatlı ötsün. Hz. Muhammed’in ruhaniyeti ufkunuzda temessül etsin belirsin. Gönlünüze sekine ve itminan insin. Allah sizden razı olsun. Yolunda kaim ve daim eylesin…
Cinler-2 (19.Mayıs.1978)
Konu özeti
İnsan kainatla alakadar. Ehl-i imanın ölümüyle semavat ilgilidir
Hz. Sa’d ve Hz. Ömer’in ölümüyle semavatın ağlaması, duvarların inlemesi
Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki şehadetiyle gaybda çığlıklar yükselmesi
Ömer b. Abdilaziz’in ölümüyle gaybi sesleri işitilmesi
Muhterem Müslümanlar
Ehl-i imanla sema, arz, bütün kevn-ü mekan alakadardır. Nasıl alakadar olmaz ki, Allah onlara müteveccih, tabir caizse Allah onlarla alakadardır.
Allah rasulünün Aleyhissalatü vesselam’ın ruhaniyeti, mübarek ruhu onlarla beraber olduğu kimselerle semanın ve arzın alakadar olmaması mümkün mü? Ehl-i iman, semanın ve arzın yaratılış gayesini, yaratılış hikmetini bildiğinden elebette sema ve arz, ehl-i imanla beraber olacaktır. Ehl-i iman sayesinde sema ve arz, manasız bir kısım hadiseler olmaktan çıkmış, Allah’ın mana, fayda ve hikmet ifade eder mektubatı haline gelmiştir.
Ehl-i iman sayesinde kainattaki satırlarda Allah okunabilmiş, Kur’an’ın cemaati sayesinde eşyanın yüzündeki perde nikab kalkmış, her şey asıl vechi ve vechesiyle zuhur etmiş. Onun için ehl-i imanla alem alakadar. Zerreden seyyarata kadar, imkan aleminin müntehasından vücub alemine kadar her şey insan-ı müminle alakadar.
Ehl-i imanın ölümüne sema ve arz ağlar. Kur’an ferman ediyor: “Kafirlerin ölümü üzerine sema ve arz ağlamaz, göz yaşı dökmez (44/29). Onlar sema ve arzı mektubat-ı samedani olarak görmediklerinden, eşya ve hadiselere manasız nazarıyla baktıklarından, adeta sema ve arz, adeta onların gitmelerine memnun oluyordu.
Ama ya ehl-i iman öyle mi? Ehl-i imannı bir yerden bir yere ayrılması, arşta bir titreme meydana getirir: “İhtezzel-arşu limevti ehadin min ümmetike ya Muhammed!” Cibril nazil oldu. “Ey Muhammed! Arş-ı azam ümmetinden birinin ölümü ile titredi, sallandı buyurdu. Vefat eden, yahudinin hiyaneti karşısında Sa’d bin Muaz’dı. Hazrec’in Efendisi, Rasulü Ekrem’in bekçisi. kur’an’ın nöbetdarı Sa’d bin Muaz’dı. Ölümüne arş titremişti.
Kureyşi Hz. Aişe’nin naklettiği ayrı bir şeyi söylüyor. Mekke’den Mina’ya giderken bir yerde bekliyordum. Karşıma heyula gibi bir atlı belirdi. Bir süvariydi sanki. Bin ah vah içinde bir feryat kopardı. Bütün vadiler inliyordu. “Yer gök, Medine’de birinin ölümüyle inledi” buyuruyordu. . Ben ne oldu acaba dedim. Mekke’den Medine’ye döndüm geldim. Vaka daha olmamıştı ama evimin içinde otururken, duvarlarda aynı iniltiyi duydum. ses imtidad edip adeta aksi seda yapar gibi çınlayıp mevcelenip gidiyordu. “Ah!.. Vah!.. Ben ağlamayayım da kim ağlasın! Adaleti getiren gitti diyordu, duvarlar taşlar inliyordu…” Ne oldu ki diye beklemeye durdum. Biraz sonra bana haberle gelen, nây-ı mevtle gelen birisi geldi. “Ömer’i şehid ettiler” dedi.
Ehl-i imanın ölümüyle semavat ve arz ilgilenir, ağlar, cin tayfası hatifler feryad eder, “Ben ağlamayayım da kim ağlasın!” Hz. Ömer ağlanmayacak insan değildir ki!.. Rasulü Ekrem7in getirdiği muvazenenin terazisidir Ömer. Hak ve adaleti kılı kırk yarar gibi yaşayan insandır Hz. Ömer. Yerg ök inledi Ömer’in ölümüyle. Evin taşı toprağı adeta kendilerine sinmiş, mele-i aladan gelip de sinmiş bir ses gibi inliyordu.
Hz. Hüseyin Kerbela’da hunharca şehid edilmişti. Hz. Hüseyin hakkın müdafaasını, hakikatın müdafaasını yaparken Kerbela’da hunharca şehid edilmişti. Etrafında Hz. Hasan’ın çocuklarından, kendi çocuklarından, hanımlarından ibaret, yakınlarıyla 40 kişiden ibaretti. Nehr-i Revan’ın başında kanları da hunrevan olmuş, Revan nehri o gün kirlenmişti. İçi yanan birisi, bizden anadolu çocuğu: “Bugün mah-ı muharremdir, muhibbi hanedan ağlar, bugün eyyamı matemdir, bugün ab-ı revan ağlar. Revan nehri ağlayacaktır. Kerbela’nın aslanına, şehitlerin sultanına ağlayacaktır.
Kerbela’da hadise cereyan ededursun. İbn-i ebi Dünya’nın nakline göre Ümmü seleme şöyle diyor: “Evimin içinde otururken, birdenbire evimin içinde bilemediğim bir sesin duyulduğunu duydum. Öyle bir feryat, öyle bir çığlıktı ki, ciğerlerim dışarıya çıkacaktı. Buna çığlık denmez, buna böğürme denir… Kerbela’daki çığlıktı bu, feryattı bu. Evim bütünüyle inliyordu. “Ben ağlamayayım da kim ağlasın? Şehitlere ben ağlamazsam ötesinde kim ağlayacak? diye feryat ediyordu.
Aradan günler geçiyordu. Kerbela’dan Hz. Hüseyin’in nâyi ile gelenler oldu Hz. Hüseyin’i hunharca şehit ettiler, taş ağlıyor, duvar ağlıyor, mümin gidişiyle alem alakadar olduğunu gösteriyorlar, ab-ı revan ağlıyor alem ağlıyor.
Muhaddis Mecişün naklediyor. Amr ibn-i Mürr tarikiyle veya Hatemi tarikiyle anlatıyor: “Mekke’de dolaşıyordum. Gece karanlıkta mevladan gelen şeylerle meşbu olma havası içinde dolup boşalarak dolaşıyordum. Kibalın ictima ettiği mevkiden bir ses yükseldi bir aralık. Adeta birbirlerini ikaz ediyor gibiydi: “Ne eğleniyorsun yahu! Eğlenecek gün müdür bugün? Ömer bin Abdülaziz ahirete gitti ağlayın bugün!” diyordu…Günler sonra haber geldi ki, Ömer bin Abdilaziz ahirete intikal etmişti.
Siz vakaları inzimam ettiriniz. Allah ile alakasının kuvvetli olduğu kimselere intikal ediniz. Kevn-ü mekanın nasıl kendisiyle alakadar olduğuna dikkat kesiliniz. Ve sonra Allah ile alakadar olmanın kıymetini anlamaya çalışınız.
Her şeyin sizi dinlemesini, her şeyin ağız, göz, kulak kesilmesini, sizin için görmesini, sizin için duymasını, sizin için konuşmasını, her şeyin sizin hesabıınza feryada başlamasını görmek istiyorsanız, her şeyin zimamı elinde olan Allah’a teslim olunuz. Her şeyi çözmekle gelen müşkülküşa Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselamın arkasında toplanınız. Sema ve arz sizin için gözyaşı dökecek, arş sizin için ihtizaza gelecek…..
Dertli olun, gamlı olun, mahzun olun, mükedder olun… Olun ki saadet aleminin dışından eller uzansın size. Olun ki Allah’dan el uzansın size. Olun ki Rasulüllah’dan el uzansın size… Allah’a bağlılık her şeyi halledecek, bütün müşkülleri üst üste müşülleri çözecek tek meseledir.
Muhterem Müslümanlar…
Sadece bir gönül teessürüyle, bir hisle, mevlanın karşısında bir inkisarın ifadesi ağlamak değil… Allah onu da eksik etmesin. Ben onu kınayamam..Onu kınayamam zira Muhbir-i Sadık onunla savaş yapmayı müsavi tutmuştur. Zira ağlayan gözle memleketinin sınırlarını bekleyen gözü müsavi tutmuştur. Tutmuştur da bu iki göz cehennemi görmez demiştir. Onu kınayamam… Cennet kevserlerinden daha kıymetlidir o damlacıklarınız. Cehennem alevlerini söndürmede iksirdir o damlacıklarınız. Şu fanialemden bake aleme göndereceğiniz kevserden daha kıymetlidir o damlacıklarınız.
Ama bununla beraber, bu damlacıklar yapmak isteyip de yapamadığımız işten, içimizde hasıl olan inkisarın ifadesiyle çok kıymet kazanacaktır. Böyle bir inkisara ifade olursa çok kıymet kazanacaktır.
Şu baharda, bahar mevsiminde, bin çiçeğin açtığı bahar mevsiminde, bülbülün şakıdığı bahar mevsiminde, takatsız belimle sırtıma aldığım yükü götüremiyorum… İnayet et Allahım derken, işte bu boğulmuş olmaya tercüman olurken…….. damlayan damlacıklar………. cennet kevserlerine teraccuh eder kanaatindeyim…………….. Yapmak isteyip de yapamadığımız işler……. başlayıp da başaramadığımız işler….. azmedip de altından kalkamadığımız işler…… başımızdan bertaraf edemediğimiz şerareler ve şerirler… ve bütün bu ağır baskının altında, ağır tecavüz ve saldırıların altında, neslimizin iman evinin yanışını görürken, gözyaşı dökme……. cennetteki kevserlerden daha kıymetlidir bu damlacıklar…………
Üniversitelerin, lise mekteplerin şerirlerin ayaklarının altında çiğnendiği, Allahımın adının nuutturulmaya çalışıldığı, neslin Hz. Muhammed’in adını çoktan unuttuğu bir yerde, hiç bir şey yapamamanın………….. inkisarı içinde…………. hiç bir şey yapamamanın inkisarı içinde……………. kalbim parça parça…….. olurken, hissiyatıma tercüman olan………….. gözyaşı damlacıkları……
Eğer bunlardan varsa sırtınıza alınız……….. mahşeregidiniz………. benden Rasulüllah’a selam söyleyiniz……….. “Bununla geldik!” deyiniz……….. cennete girmenize ferman sayacaktır.
Ya Rasulallah………….. perişan sözlerimden bıkma!…………..
Ya Rasulallah!…………. beni hoş gör!……..
Deliyim mecnunum fakat hislerimin altında, senin hissiyatınla meczûb…….. Senin aşkınla şayet o kadarsa şeyda ve mecnunum……..
Allahü teala emnü eman içinde bizi sırat-ı müstakime hidayet eylesin……… İç ve dış bütünlüğü içinde saffet ve samimiyetimizle bizi sırat-ı müstakime hidayet eylesin……
Cinler-3 (26.Mayıs.1978)
Konu özeti
Mümin Allah’ı hoşnud eder düşmanlarını rahatsız eder
Şeytan müminin secdesiyle feryat eder
Akabe biatında Peygamberimize biat edilmesi, şeytanın feryadı
Muhterem Müslümanlar
Müslüman, ALlah’a teslim olmuş kimse, hareketleriyle davranışlarıyla Allah’ı hoşnud eder, Allah düşmanlarını ise tedirgin ve bizar eder.
Emnü eman ile yümn ile Allah’a dehalet eder bir mümin, davranışlarıyla Allah’ı hoşnud eder. Hem kendisinin hem Allah’ın düşmanlarını rahatsız eder. Bizar ve bihuzur eder. Müminin düşmanları, Allahın düşmanlarıdır. Allah’ı sevmeyen, Allah’ı inkar eden, Allah istemeyen, düşüncesinde fikir hayatında, ilminde kitabında Allah’a yer vermeyen Allah’ın düşmanları…
Mümin davranışlarıyla bunları hoşnud edecek olursa, hiç tereddüt etmesin, Cenab-ı Hakkın gazabını kazanmış demektir. Ama bunların nazarında bir insan, bütün bir mesele ise ve Allah düşmanlarının kitap düşmanlarının, din düşmanlarının, dünyayı ateşe vermek isteyen prensiplerinde Allah kabul etmeyenlerin, bir mümin bir insan, bunların dostu, yakini, hemdemi ise ki Allah’a kurbiyeti nisbetinde bunların nazarında hoş görünmeyecek, sevilmeyecek, bunların memduhu olmayacaktır.
Ben ahd-ü eymanımı yenileyeyim. Allah şahid olsun, Allah’ın düşmanları beni sevdiği müddet içinde, bir dakika beni yaşatmasın. Allah’a ahd-ü peymanım var. Allah düşmanları nazarında beğenilebilirim, etvar ve ahvalim takdir edilebilir. Fakatk Allah’ı sevmeyen bir kalpte sevilmem, Allah’a karşı ayrı, yanlış, değişik bir durum arzedeceğinden ötürü, mevlayı müteale kadimden beri sığınmışım ve yenilemeyi yeniden ahd-ü peyman olarak ilan ediyorum.
Katiyyen ve katıbeten bilin ki, başkaları ağyar ve ecanep, Allah’a iman mevzuunda yaya olan kimseler, sizinle münasebetleri kavi olduğu nisbette, şayet sizin onlardan bir şey koparma duygu ve düşüncesi yoksa, o nisbette Allah’dan uzak sayılıyorsunuz. O nisbette Nebiden fersah fersah uzak sayılıyorsunuz. O nisbette Kur’an’Dan uzak sıyılıyorsunuz. Mescide gelseniz bile, hadisin ifadesiyle: “Mescidleri dolduracaklar ama Kur’an bir vadide onlar da ayrı bir vadide. Allah düşmanları, Allah’a hasım olarak zuhur edenler, Müminin Allah’a kurbiyeti ve münasebeti nisbetinde rahatsız ve tedirgin olacaklardır.
Öyleyse ey müminler! Allah’ı hoşnud ve Allah düşmanlarını bizar edecek bir davranış içinde bulunun. Rasulüllahı hoşnud ve Rasulüllah düşmanlarını bizar edecek bir davranış içinde bulunun. hayatınızı Rasulü Ekrem’in getirdiği şeylerle kesin, biçin, ona göre tanzim edin. Allah’ın istediği istikamette hayatınızı hayatınıza bir düzen vermeye çalışın. Ferdi ve ailevi hayatınızı, Allah’ı hoşnud edecek şekilde düzene ve intizama koyun ta hoşnud olsun. Ta Rasulüllah hoşnud olsun ve ta Allah ve Rasulüllah’ın düşmanları da bizar olsun.
Şeytanın feryatları vardır. Mümin secde ederken şeytan feryat eder. Öyle feryat eder ki, müminin sesi, şu hava titreşimlerine göre, ona göre ayarlanmış olsaydı, bütün cinnin ve insin duyduğu bu sesten belki kulağının zarı çatlardı, öyle feryat eder. “Secde ile emrolundum, etmedim, secede ile emrolundu etti ve mağfirete mazhar oldu diye feryat eder şeytan. Şeytan Rasulü Ekrem’in dünyaya teşrifiyle feryat eder. Allah Rasulünün dünyaya teşrifiyle veladet gecesi öyle feryat koparır ki belki sava nehri onunla batar. Belki kisranın sütunları onunla yıkılır. Belki putlar yüzüstü o feryatla yere yıkılır. Şeytan feryat eder.
Şeytanın ciddi bir feryadını, müminin kıvama geldiği, kendinden beklenen semereyi verdiği bir gün biliyoruz, o günde görüyoruz. Rasulü Ekrem kabile kabile, tayfa tayfa dolaşıyor. Aşina bir gönül arıyor. İçinde bir hazine bir kenz, büyük bir potansiyel olarak taşıdığı iman ve izan aşkını ve irfanını ulaştıracağı aşina gönüller arıyor. Bu aramalar Hac mevsiminde panayırların olduğu zamanlarda akabelerde oluyor. Mekke ile Medine arasında Akabelerde oluyor. Çeşitli vadilerin arkasında çeşitli ictimalara gitmek süretiyle anlatılıyor ve oluyor. Bugün Taiflileree, yarın Eşheloğullarına, öbür gün Hzrec7e daha öbür gün Evs’e Allah Rasulü yalınayak, başı açık, ari ve hafi olarak dolaşıyor, halka hak ve hakikatı anlatıyor. Kimse hüsnü kabul göstermiyor ve yüz vermiyor. Şeytanın hükümferma olduğu, bakışların bulandığı bir devirde, rasulü Ekrem’in terminolojisinin bilinmediği bir devirde bu nadanlar Rasulü Ekremin sözüne kulak vermiyorlar.
Arama her sene devam ediyor. Devam ediyor ama Hicrete iki sene kala Rasulü Ekrem beşerin maküs kaderini değiştirecek şerefli bir cemaatle yüz yüze geliyor. 6-7 kişiden ibaret bir topluluk, beni Eşhel’den, Evs ve Hazreç’den mürekkep, rençber olan Medine halkından gelmiş, Akabede ticaret yapmak üzere…Ticaretleri mutlu ve mübarek olsun. Alıp sattıklarının en hayırlısını o sene yaptılar. Rasulü Ekrem’in öpülecek elini öpüp başlarına koydular. Rasulü Ekrem hakikat gamzeden bu pak alınların yanına gitti, onların yanında hakikata tercüman oldu anlattı. Herkes tereddüde düştü. Abbas Rasulü Ekrem’in yanında bulunuyordu. Biat etmeyi düşündükleri zaman şöyle dedi:
“Biliyor musunuz Peygambere biat ettiğiniz zaman, neye biat ediyorsunuz? Bütün beyaza ve siyaha karşı koymak üzere biat ediyorsunuz. Cihana meydan okumak üzere biat ediyorsunuz. Bütün saldırı ve tecavüzlere karşı kalkan olmak üzere biat ediyorsunuz. Etten kemikten kale ve kalkan olmak üzere biat ediyorsunuz. Sözün doğrusu söyleniyor, biat edecekleri şahsı ve biat ettikleri meseleleri bilmeleri gerekiyor. Abbas onun için ikaz ediyordu.
Yaşlılar… Hayatı seven yaşlılar. Zavallı yaşlılar… Her devirde sonradan gelmişlerdir. Devrimizin yaşlıları inşallah mutlu ve bahtiyardır. Yaşlılar tereddüt geçirmeye başladılar. İçlerinde 15-16 yaşlarında birisi vardı. Eşheloğulları onun Es’ad ibn-i Zürare olduğunu söylerler. Kuvvetli kaynaklar, Ebu Heysem et-Teyyihani olduğunu söylerler. Delikanlının daha bıyıkları da bitmemişti. Rasulü EKrem’in lal-ü güher döken dudaklarından dökülen kelimeler mest ve sermest etmişti. Eriyordu. Halkın tereddüdü onu uyardı. En arka safta duruyordu, ok gibi fırladığı gibi kendisini Rasulü Ekrem’in önüne attı: Ne duruyorsunuz! Fevt edilecek zaman mı var? dedi. “Ya Rasulallah elini bana ver!” dedi
Ağzın bal yesin senin!.. Cihanın kaderini değiştiriyor. Rasulü Ekrem yepyeni bir şey kuruyor bununla. Kendsine ahd edecek vaidde bulunacak, elini sıkacak, önünde yeminde bulunacak, ölmek üzere yeminde bulunacak bir cemaat… Yeniden bir ağır vazifeye omuz veriyordu. Ebul-Heysem’in atılışı, o pak eli öpüp alnına götürüşü ile beraber bütün Akabe tepelerini inleten bir ses duyuldu: “Adam kendisine yeni bir mesnet buldu, başınızın çaresine bakın, bu işin önünü alamayacaksınız, bu iş aldı yürüyor!” diyordu. Bütün Akabe tepelerini inletiyordu. Şeytan feryat ediyordu. Ebul Heysem’in atılışı karşısında feryat ediyordu. Es’ad ibn-i Zürare’nin ok haline gelişi karşısında feryat ediyordu. Bera ibn-i Azib’in coşkunluğu karşısında feryat ediyordu. Melekler kadar adı ve keyfiyeti mukaddes parmak sayısına ulaşmayan cemaat karşısında feryat ediyordu.
Çünkü iş mantığında ve akli planda temeline oturmuş demekti. Çünkü iş. sağlam kaide bulmuş demekti. Şeytan bunu çok iyi biliyordu. Biliyor ve dayidar oluyordu, feryat ediyordu.
Onun içindir ki Muhterem Müslümanlar!.. Her gün yeni yeni Ebu Heysemler, her gün yeni yeni Es’ad ibn-i Zürareler çarşıda pazarda sokakda arz-ı didar ettikçe, şeytan feryat etmektedir. Koridorda seccadesini serip, belini kırıp Allah7a secde ettikçe, şeytan feryat etmektedir. Çarşının pazarın çirkef ve eracifine tenezzül etmeyip gözünü kapayıp geçtikçe şeytan feryat etmektedir. Her gün Aleyhissalatü vesselam’a bir fert katıldıkça şeytan feryat etmektedir. camiler lebaleb çiçeği burnunda delikanlılarla doldukça şeytan feryat etmektedir. Üniversiteler tıklım tıklım dolacak hale geldikçe şeytan feryat etmektedir. Artık inananlara da hakkı hayat feryadı, beşerin zalimlerine karşı cihanı idare eden dev devletlere karşı cihanı idare eden devletlere karşı şeytan feryat etmektedir.
Şeytanın feryadı dinmemiştir. Onun tercümanı ve naşir-efkarı olan, bab-ı ali bir kısım gazetelerin terennüm ettikleri aynı şey, şeytanın feryadıdır. Dine aynı şekildeki saldırılar, şeytanın tarz-ı ifadesi ve terennümatıdır. Dini istihfaf etmeler, Allah’ı inkar etmeler, Rasulüllah’ı tezyif etmeler, Kur’an’ı kulak arkasına atmalar, şeytanın feryadından ibarettir.
Ama cihan duysun, alem duysun, duymayanlar duyanlar vasıtasıyla duysun… Bu kervan yürüyecektir, bu vapurlar denize gireceklerdir. Hz. Muhammed’in Sallallahü aleyhi ve Sellem adı duyulacaktır. Kafirler girecek delik arayacaklardır. Yine bizim merhametimize sığınacaklardır.
Bütün alem buna şahit olsun. Müminin tek ferdi kalacağı ana kadar, Kambenella gibi elimizden çıkardığımız terler, hapishanelerin demirlerini eritecektir, fakat yine eritecektir. Zabıta ve emniyet hesap sora sora yorulacaktır ama biz yorulmayacağız… Yedi düvel buna şahit olsun… Bütün cihan buna muttali olsun. Hz. Muhammed’in ektiği tohumlar yeşermiştir, çiğnemekle bunlar yok olmayacaklardır, bunlara belki saykıl vuracaktır. Güneş hasırla kapanmayacaktır, balçık sürülmekle güneşin yüzü ketmedilemeyecektir.
Allah O Allah ki Rasulü zişanını Habibi edibini hak bir dinin hamili olarak gönderdi. Allah dinini tamamlayacaktır, nurunu ikmal ve itmam edecektir. Bu mevzuda Allah kafi ve ve vafidir. Hasbünallahü ve nımel-vekil nımel-mevla ve nımennasır gufraneke rabbena ve ileykel-masir….
0 Yanıt, “cin”