Tarafından kurannuru r r

Melaike-1 (03.Mart.1978)

Konu özeti

Her neticeye kendi yoluyla gidilebilir
Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz o da size yardım eder
Allah’ın yardımı iç aleminize göre gelir.
Allah meleklerini yardıma gönderir
Ahzab vakasında meleklerin yardımı

Muhterem Müslümanlar!

Her işe bir mualece şekli vardır. Her meseleye bir müdahale keyfiyeti vardır.

Bir tabib olarak tababete müteallik bir meseleye müdahale etme, bir hastalığa karşı mualecede bulunma şekli başkadır, bir mühendis olarak hendesî bir şeye müdahale etme şekli tamamen başkadır.

Riyazi bir müşkil karşısında kalemi elimize aldığımız zaman, ayrı şeyler düşünür, hendesî bir şey karşısında tamamen ayrı şeyler düşünürüz.

İnsan ancak müdahale ve mualeceler yerinde olduğu zaman umduğu faydayı ve nef’i temin edebilir. Yerinde ve isitenildiği gibi müdahale ve mualece olmadığı zaman insan, umduğu faydayı ve neticeyi elde edemez.

Siz zirai ve ticari işlerinizde; ziraatte ziraate göre, ticarette ticarete göre belli müdahale ve mualece şekilleri tesbit etmişsinizdir. Vakti mevsimi geldiği zaman onlara o şeklide müdahale eder o şekilde mualecede bulunursunuz.

Ne yapmak, neyi elde etmek istiyorsanız, o mevzuda kitaplar yazılmıştır, o işin mütehassısları size anlatmıştır. Anlatılan o şeylere tevfiki hareket ederek işinizi yapmaya çalışırsınız. Çünkü muvaffakiyet ancak o şekilde o suretle elde edilebilir.

Bir de bütün insanların, şahsi meşreblerinin, ictimai meşreblerinin, mesleklerinin beşer olarak içinde bulundukları hadiselerin üstünde, hem de çok üstünde umumi bir meseleleri vardır. Bütün beşerin umumi bir meselesi vardır ki, o meseleyi elde etmenin de kendine göre bir mudahale ve mualece şekli vardır.

Cenneti kazanmak istiyorsunuz. Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak istiyorsunuz. Gönlünüzü mamur etmek istiyorsunuz. His aleminizi donatmak istiyorsunuz…

Bunun da kendine göre bir müdahale ve mualece şekli vardır.

Zannediyor musunuz ki, başka işlere müdahale ve mualece keyfiyetiyle bu işin içine girdiğiniz zaman siz, muvaffakiyeti elde edecek, zafere ulaşacak, neticeyi elde edebileceksiniz?

Katiyyen ve katıbeten!…

Her neticeye kendi yoluyla gidilir

Kalbinizi tamir etmeyi düşünüyorsanız, âfâkî ve enfüsî tefekkür ve zikirle olacaktır bu…Katiyyen hatırdan çıkarmayacaksınız…

Siz yan gelip yatarken mamur bir gönül bekleme, umma…Bu sadece hayalperestlik olacaktır. Sadece bir kısım ümniyyelere kapılmaktan ibaret olacaktır.

Bağınızı tımar etmediğiniz zaman ondan meyva bekleme, mahsul bekleme…yine bir ümniyyeperestlikten, hayalperestlikten ibaret kalacaktır.

Allah’a kulluk…Allah’a kulluk ve cenneti kazanmak. Cenab-ı Hakkın cemaline müşahede imkanını kazanmak…Buna daancak kendi yoluyla gidilecektir. Siz o yola gerecek, onu o yolla elde etmeye çalışacaksınız.

Din-i mübin-i İslam zahiren yerine getirmeniz gereken şartları teker teker formule etmiş, size anlatmıştır. Bunlara ruh vermeye gelince…dikkatinizi rica edeyim, o da sizin kalbî hayatınız, ruhî hayatınız, niyette saffet ve samimiyetiniz olacaktır.

Din-i mübin-i İslam yapacağınız her şeyi anlatmıştır. Namazınızı, orucunuzu, millî ve ailevî haysiyet ve namusunuzu korumak için lazım gelen şeraiti, her şeyi anlatmıştır. Vatan ve millet bütünlüğünüzü, istiklal ve hürriyetinizi korumanız için gereken bütün şartları anlatmıştır.

Ama bu şartlarına yanıbaşında; bütün şartların içine girdiği zaman bütün onlara hayat ve ruh olabilecek bir şar vardır. İşte onu anlatmak mümkün değildir. O mevzuda sadece iş’ar ve işaret yapılır ve iş kalbe bırakılır.

Siz onu kalbî hayatınızla, düşüncedeki duruluğunuzla, saffet ve samimiyetinizle eda edeceksiniz. Bu, şart-ı evveldir. Bu öyle mühim bir şarttır ki, bu olmadığı zaman, diğer bütün şartları yerine getirseniz dahi, bağışlayın işleriniz fiyasko ile neticelenecektir.

Bu şart-ı evveli bu şart-ı ekmeli yerine getirmek ona riayet etmek lazımdır. Kalbin azmi ve cehdi, insanın israrı, bu mevzuda samimi ve hüsnü niyetiyle, dupduru gönlüyle Cenab-ı Hakka teveccühü…İşte bunun ötesinde Cenab-ı Hakkın teveccühü imdadınıza yetişecek, onun ötesinde Allah size yardım edecek…

“Ya eyyühellezine amenü in tansurullahe yensuruküm (47/7) “Ey iman edenler! Allahın dinine yardım ederseniz, ferden ve cemaaten onu yaşarsanız, yaşatırsanız Allah size yardım edecektir.

Okuduğum ayette bu inayet-i ilahiyye tafsilen anlatılıyor. “Ey iman edenler! Allah’ın nimetini hatırlayın! O nimet ki siz sıkıştığınız an, canınız gırtlağınıza geldiği an, sağdan soldan size hücum eden askerler, ordular hücum ettiği an, Cenab-ı Hak sizin görmediğiniz orduları imdadınıza koşturdu…Ne zaman?

Allah Rasulü Aleyhissalatü vesselam Uhud’da müşriklere yarım bir darbe indirdikten sonra, Bedir tam bir darbeydi, onların soluğunu kesmişti ama Uhud’da daha kalabalık bir cemmi gafir halinde, bir kısım münafıkları da idlal ederek, yine Medine’yi ihata etmişlerdi. Ve Rasulü Ekrem yarım bir darbe vurmuştu onlara. En azından müminler içleri ümitle dolu, ikinci bir defa müşriklerle karşılaşmayı intizar edecek kadar kendilerini güçlü ve azimli görüyorlardı.

Nihayet Ahzab vakası dediğimiz Hendekde, Medinenin etrafını Gatafanlı gevurlar, Kureyşin gevuru ve arkadan da beni Kureysza yahudileri müslümanları sağdan soldan, Kur’an’ın ifadesiyle alttan üstten çepeçevre ihata ettiler. Allah Rasulü bu sımsıkı, omuz omuza fikir birliğine varmış cemaatlere karşı ne yaptı?

Evvela bu mevzuda zahiren yapılması gereken bir kısım şartlar vardı onları yaptı. Eline manivelayı aldı, bir amele gibi hendeğin içine indi, taşlara manivela salladı, hendek kazdı. Aç susuz günlerce midesine bir şey indirmeden, bir yudum su içmeden hendeğin içinde çalıştı.

O kadar ki bir iki günden beri gırtlağından içeri bir lokma girmemiş Sahabi, bağrına bağladığı bir taşı Aleyhissalatü vesselam’a açıp gösterince:

– “Halimiz budur ya Rasulallah!”

Allah Rasulü iki kasığı üzerinden örtüyü kaldırıp, iki tarafına sımsıkı yerleştirdiği iki taşı gösterdi.

– “Halim budur!” diyordu Allah Rasulü.

Cabir’in ziyafetine kadar da mideye bir lokma inmiyordu, bir yudum su inmiyordu.

Bu, işin bir yönüydü, cok mühim bir yönüydü; cemaatte azim ve ikdam vardı, cesaret ve celadet vardı. Zerre kadar fütur getirmeden kendilerine düşen vazifeyi yapıyorlardı.

Sadece bu umumi didinme ve gayretin bir yönünü size arz edeceğim. Bir münasebetle Hz. Hüzeyfe’nin anlattığı bir yönünü arz edeceğim.

Tabiin devrinde yeni müslüman olmuş bir kısım kimseler, Sahabi ve Rasulü Ekrem’in ne demek olduğunu henüz kavrayamamış bir kısım kimseler, Hz. Hüzeyfe’yi yüzüne karşı ta’n etti. Ona dil uzattı. Uygunsuz sözler söyledi. Hz. Hüzeyfe de bu münasebetle Sahabe-i Kiramın azim ve ikdamını anlattı.

“Hendeğin içinde 300-400 kişi kadar bir avuç insan…Arkadan ırz ve namus tehlikede, yahudinin saldırmasına müheyya, önde Gatafan ve Kureyş 20 bin tane insan, her an hendeği atlayıp bu tarafa geçme tehlikesiyle karşı karşıya. Hava o kadar soğuktu ki, dişlerimizi birbirine vura vura Rasulü Ekrem’in yanında duruyorduk. Ama bir avuç insan terketmiyordu yerlerini.

Bir aralık Rasulü Ekrem:

– “Yok mu bir insan! Gitsin de Ebu Süfyan’ın bulunduğu yeri tetkik etsin, müşrikler ne haldedir gelsin bize haber versin, ona göre vaziyet alalım”

“Biz de ilk planda cesaret edip “Biz” diyemedik”.

Belki cesurların “Ben!” demesi bekleniyordu, belki Hz. Ali’nin “Ben!” demesi bekleniyordu. Belki de bu sesi Hz. Ali duymadı. Gerekenler duymadılar bu sesi. Duyanlar da bu büyük işe cesaret edemediler. Yerlerinden kalkacak halleri de kalmamıştı donmuşlardı soğuktan adeta.

Rasulü Ekrem bir kere daha seslenince, yine kimse cevap vermedi. Bana ismimle:

– “Yâ Huzelfe kum!” dedi. “Git! Kureyşin halini tetkik et bize haber getir! Giderken, gelirken ve orada zinhar bir hadiseye sebebiyet verme, bir iş karıştırma!” buyurdu.”

“Ben yerimden kalktım, zindelik kazanmış gibiydim, o soğuk adeta bertaraf olmuştu, yola düşüp de hendeğin öbür tarafında yolumu alırken adeta güllük gülistanlık olmuştu, güneş başımı yakıyor gibiydi. Bizim yerimizden uzaklaşmıştım ama o yerdekiler vazifelerini tam yapıyorlardı. Kureyşin otağına gittiğim zaman, müşriklerin konakladıkları yere vardığımda kızıl kıyamet kopuyordu. Fırtınalar kazanları yerlerinden kaldırıp oynatıyor, ocakları söndürüyordu. Ebu Süfyan müşriklere şöyle bağırıyordu:

– “Yâ ma’şere Kureyş! mâ asbahtüm bidârin mukâm irtehılû feinnî mürtehıl!”, “Siz çok sağlam bir yerde sabaha çıkmadınız, çok sağlam bir yerde konaklamadınız, hepiniz göç ediniz, ben şimdi göç ediyorum!”. Ne ateşte hal kaldı ne devede hal kaldı ne de orada durmaya bize iktidar kaldı diyor.

Ebu Hüzeyfe diyor ki: “Bir aralık sırtı bana öylesine uygun geldi ki sadağımdaki oka el attım çıkarıp, o güne kadar Rasulü Ekrem’in şu hasm-ı azamını sırtından vurma geçti aklımdan. Fakat Rasulü Ekrem’in “Sakın bir hadise çıkarma!” sözünü hatırladım, oku yine sadağıma yerleştirdim ve kalktım. Olup bitenleri geldim Rasulü Ekrem’e anlattım. Mırtı üzerine beni aldı, üzerime bir örtü attı, beni ısındırdıktan sonra kalktı iki rekat şükür namazı kıldı ve sonra oturdu beni dinlemeye durdu. Ben olduğu gibi macerayı anlattım”.

Rasulü Ekrem kendisine düşen vazifeyi yapmıştı. Allah’ın dinine yardım etmiş, Rasulü Ekrem’in yanından ayrılmamışlardı, hendeği kazmışlardı. Tabi harbini, erkan-ı harp nokta-i nazarından yapılması gerekenin üstünde fevkalade olarak eda etmişler, müşriklerin karşısında fütur göstermemişlerdi.Onun için Allah, melekleri vasıtasıyla fırtınalar koparıyor, kızıl kıyamet koparıyor, müşrikleri kaldırıyor oradan Mekke’ye atıyor.

– “Ya Rasulallah! yolda gelirken başı sarıklı kimselere rastladım, hızla atlarını bir istikamete doğru koşturuyorlardı. Bana:

– “Sahibine selam söyle!” dediler. “Haklarından geldik müşriklerin!” diyorlardı.

Allah Rasulü şükür namazı kılıyordu. Ertesi gün de orduya rıhlet emri verdi, herkes Medine’ye dönsün diyordu. Hz. Aişe’nin ifadesi içinde: “Birdenbire birisinin sesini duydum, bir de dışarıya çıktım, Rasulü Ekrem birinin tozunu toprağını siliyordu. O, Rasulü Ekrem’e şöyle diyordu:

“Silahları bıraktınız mı siz?” diyordu. “Ammâ nahnü ma’şere melaiketi mâ veda’nessilâha”, “Biz melekler topluluğu silahları bırakmadık”, “İnallâhe ye’müruke bil-mesîri ilâ benî Kureyza” diyordu. “Allah sana şöyle emrediyor: “Yatsı namazını benî Kureyza’da kılacaksın!”. Kalleşçe müslümanları arkadan vuran Yahudinin otağında kılacaksın!” diyordu.

Hz. Aişe diyorki: “Ben zannettim ki o Dıhye’dir, harpten gelmiş, Rasulü Ekrem onun tozunu toprağını siliyor.

– “Yâ Rasulallah kiminle konuşuyorsun?” dedim.

– “Cibril gelmişti yardım için. Bedirde atını küheylanını sağa sola salıp “Ukdüm hayzum!” diyen müşriklere kamçı sallayan Cibril gelmişti ya Aişe!” diyordu Allah Rasulü.

Ne zaman geliyor Cibril?..Bütün esbab ve şerait yerine getirildikten, kalp Allah ile alaka kurduktan, ruhlarda tam infisal hasıl olduktan, dünya ve mafiha unutulduktan, gönüller Allah’a teveccüh ettikten sonra Cibril geliyordu.

“İn tensurullahe yensuruküm” Siz Allah’a döner, ferden ve cemaaten Allah’ın dinine yardımcı olur, ferden ve cemaaten Allah’ın dinini yaşar, ferden ve cemaaten zimmetinize düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışırsanız, Allah da size yardım edecektir.

Sahabe-i Kiram beni Kureyza’ya doğru doğru kafile kafile akın etmiş gidiyor, yolda gördüklerini Rasulü Ekrem’e anlattılar:

– “Taylesanlı yağız bir delikanlı atının üzerinde Dıhye’ye benzettik, bizden evvel benî Kureyza’ya doğru koşuyordu. Allah Rasulü ferman etti:

– “Cibril benî Kureyza’nın kuvve-i maneviyyesini bozmak, panik meydana getirmek için sizden evvel gidiyordu. Kalelerini sarsacak, kuvve-i maneviyelerini kıracak, onları ümitsiz ve bedbin edecek, hepimize müheyya hale getirecek”

Ne zaman gidiyordu Cibril?..

Müminler Allah’a teveccüh ettikten sonra, lagviyyat ve lehviyyatı bıraktıktan sonra, huzur-ı Kibriyada küçüklüklerini idrak içinde, Allah’ın büyüklüğünü tahattur edip hatırlayıp, yüzlerini yere koyduktan sonra. Zahiri esbab adına bütün şerait ve esbabı yerine getirdikten sonra Allah size yardım edecektir.

Allah’ın yardımı ne Bedirde ne Uhudda ne Hendekte ne de Huneynde bitmemiştir. Huneyni anlatırken de Allah Rasulü şöşye buyurur: diyor:

“”Ve enzele cünûden lem teravhâ” (9/26) “Allah size yardım için sizin göremediğiniz orduları indirdi ve küfredenlere azab etti”.

Allah gökteki ordusuyla daima yerdeki ordusunun imdadına koşuyor. Ama gökteki ordu Allahın Allahın emri ve meşieti içinde kendilerine ait vazifeyi yapıyorlar. Siz de size ait olan vazifeyi yaptığınız zaman, artı ve eksi bir araya gelecek, bundan muvaffakiyet dogacaktır.

Beşeri güç melekütî güç ile uç uca geldiği zamanbunu elde edeceksiniz. Siz maddi güç ile elde edemeyeceksiniz. Maddi güç manevi güce inzimam ettiği zaman, cüz’î iradeniz şart-ı adi olarak ortaya çıktığı zaman, inayet-i ilahi arz-ı didar ettiği zaman muvaffakiyeti elde edecek, Allah’ın tevfik ve inayetiyle muzaffer olacaksınız…

Melaike-2 (10.Mart.1978)

Konu özeti

Allaha kurbiyet kazanınca melek yardım eder
Tarih boyu melekler savaşlarda yardım etmiştir
Bedir’de meleklerin yardımı

Muhterem Müslümanlar!

Muhterem Müslümanlar

Sizin dışınızda Allah’ın inayeti size her şeyi kazandıracaktır. Benlik dairenizin dışında her şey hallolacaktır. Kendinizden geçtiğiniz, kendinizi aştığınız zaman, halledilmesi mümkün görülmeyen çok mesele kendi kendine hallolacaktır. Siz kendinize kördüğüm gibi bağlı kaldığınız müddetçe, çözülebileceğini umduğunuz çok şey çözülemeyecektir.

Yığın yığın müşküllerimizin meselelerimizin halledilmesini düşünüyorsak, halledilme yolunda kendimizi aşma mecburiyetindeyiz. Allah’a müteveccih, mukaddesatımıza, din ve diyanetimize müteveccih, milletimize müteveccih bir azim ve gayret içine girme mecburiyetindeyiz.

Diğergam olduğumuz nisbette, kendi hazlarımızdan ve lezzetlerimizden sıyrıldığımız nisbette Cenab-ı Hakkın inayeti imdadımıza yetişecektir. Kendi hazlarımızla meşbu olduğumuz nisbette, ilerde bekledğimiz, daha ilerde beklediğimiz pek çok hazlardan, kendi alemlerinde belki mahrum kalacağız.

Her elde ediş elden bir kısım şeyleri çıkarmaya bağlıdır. Her rahat bir terlemenin neticesidir. Her güllük ve gülistanlık, kanını akıtma encamındadır. Sen nerede kendini unuttu isen, orada sana ait her şeyi buldun. Nerede sen kendi nefsini düşündün, egosantrist gibi her meseleyi kendiaçından ele aldın değerlendirdi isen o zaman her şeyi kaybettin.Meleğin ve melekütün senin yanında olması, Melik’in ve Malik’in senin yanında olması, senin onun yanında olmana bağlıdır. Senin senden sıyrılmana bağlıdır.

Cihad mı ediyorsun? Rica ederim Allah aşkına sadece Allah’ı düşüneceksin. Kitap mı yazıyorsun? Varsa onun içindoe zerre kadar kendini gösterme hevesi, yazacağın kitap başını yesin. Hiç bir nef’in olmayacaktır. Bir gazete mi çıkarıyorsun? Allah’ın yüce adının bayraklaşmasını ve yücelmesini düşüneceksin. Bunun dışında şeyler kalbinde ve kafanda yer etmiş ise katiyyen bileceksin ki işin fiyasko ile neticelenecek. Sen Allah’a kurbiyet kazanacaksın. Melik ve Malik’in yanında olacaksın, meleküt ve melek senin yanında olacak o zaman.

Melaike-i Kiram her zaman Ümmet-i Muhammed’in yanında koşmuşlardır. Çanakkale’den ta ilk fatihlerin ve akıncıların Trakyaya geçişine kadar. Çanakkale Zaferini yazan İngiliz Tarihçisi Hamilton tarihinde, kahramanların bu geri çevrilmez bu dönmez saldırısını anlatırken, Müslüman askerlerin önünde onlardan olmayan kimselerin koştukları görülüyordu diyor.

Siz 5-6 asır ötesine gidin. Bizansın içlerine giden ilk panik harbi yapan Süleyman Şahın yanında alın, önünde kaçan Bizanslıların şöyle dediklerini duyacaksınız: “Biz bir avuç akıncıdan kaçmıyoruz, her an atlıların önünde savaşan şu yağız atlı var ya, o yine bu atlıların önünde savaşıyor ondan kaçıyoruz. Kaçıyoruz çünkü vücuduna ok girmiyor, kaçıyoruz zira kılıç darbeleri kar etmiyor.

Ve atlayın 7-8 asır öteye gidin. Sahabe-i Kiramı pür heyecan Rasulüllah’ın önünde görün:

– “Ya Rasulallah! Uhud’da başa çıkamayacağım bir düşmanla savaşırken, beni önüne katmış sürerken, kaçırırken:

– “Ukdüm hayzum!”, “Atım ileri!” diye bir ses işittim, arkadan bir kamçı şakırtısı duydum, geriye döndüğüm zaman, adamı yerle bir olmuş gördüm ama yanında kimse yoktu. Allah Rasulü:

– “Hâzâ Cibril”, “O Cibrildi” buyurdu. Bedir meydanında sağa sola at koşturuyordu.

Bedir, kendinden sıyrılmış müminlerin, dininden diyanetinden ve dindar vatandaşlarından başka bir şey düşünmeyen müminlerin, kendini aşmış müminlerin, aile evlat kaygısından sıyrılmış müminlerin, tabur teşkil ettikleri, gökteki melekler kadar mukaddes bir ordunun kavga ettiği bir yerdir. Bedire müşriklerin hepsi gitmişti. Gitmeyen müşrik yerine adam göndermişti. Ebu Leheb yerine As ibn-i Hişam’ı göndermişti”

– “Ben gidemiyorum, Muhammed’in karşısında savaşma şerefini elde edemiyorum, sen benim yerime git bu şeref senin olsun!” demişti. Ama orada ruh haline gelmiş varlıklar vardı. Tek atlı süvarisiyle tek atlısıyla huzuru Rasulüllah’a çıkıp:

– “Yâ Rasulallah! Emret berkı gımada kadar gidelim, atlarımızı kandan irinden deryalara vuralım diyen bir topluluk vardı. Can korkusu yoktu, mal kaygısı yoktu, yaşama sevdası yoktu, hayatı istihkar vardı, güle güle ölümün kucağına atılma vardı.

Bu mücahidîn ordusu savaş yapıyordu, Mekkeli pür heyecan bekliyor. Rasulüllah’ın alıp hürriyete kavuşturduğu Rafî anlatıyor. O zaman Hz. Abbas’ın kölesiydi. Kendisinden dinleyelim:

– “Bizim aile topyekün müslüman olmuştu. İslam evimize girmişti. Ümmü Fadl müslüman olmuştu, Abbas müslüman olmuştu, oğulları müslümandı. Bedir’de müslümanlar savaş yaparken Ebu Rafi, zemzem kuyusunun yanında, mızraklara oklara temren yapıyor. Bir aralık Ebu Lehep perdenin arkasına kadar geldi. Sırtını bana dönük oturdu. Bedir nasıl oldu diye pür heyecan bekliyordu. Az sonra Ebu Süfyan ibn-i Haris, Rasulü Ekrem’in amcazadesi göründü, amcasının yanına kadar geldi. Ebu Leheb:

– “Anlat bana yeğenim nasıl oldu Bedir?”. Rengi benzi kaçmıştı

– “Vallahi amca Bedire gittiğimiz zaman boyunlarımızı teslim ettik, ibtediklerini öldürdü istediklerini esir ettiler.. Ficar harplerinde de bulundum, Hılfül-Füdula götüren vakalarda da bulundum, böylesini görmedim. İstediklerini esir etti istediklerini öldürdüler.Böyle yapmaları da gayet normaldi zira gökle yer arası yağız atları üzerinde beyaz elbiseler, sarı sarıklı delikanlılar doldurmuştu. Bizimkiler daha görür görmez ödleri kopmuştu.

Ebu Rafi diyor ki: “Ben hemen dayanamadım perdeyi kaldırdım: “Tilke vallahil-melaikeh” dedim. “Vallahi melaike-i kiramdı onlar yardıma koştular!”… Ebu Lehebin gayzı kabardı, tahammül edemedi, suratıma bir tokat indirdi. Ümmül-Fadl da buna dayanamadı: “Melin! Efendisi yok diye dövüyor musun kölesini?” Kafasına sırıkla bir darbe indirdi ve bir hafta sonra da taun gibi bir hastalığa mübtela oldu gitti Ebu Leheb.

Sahabi Bedir’de savaşını anlatıyordu. Eblek atlar üzerinde beyaz elbiseli ve sarı sarıklı kimseler doluydu. O gün Allah Havarisinin elbiseleri öyle olduğu içindi… Cibril ALlah Rasulüne gelmiş bütün gökteki melekler Zübeyr bin Avvam’ın elbisesine büründüler demişti. Şu ölümü seve seve karşılayan, her ölüm cenderesinin içine kendisini atan Zübeyr’in kıyafeti beyaz elbise ve sarı sarıktı. Urve mürselen vakayı bize naklederken: “O gün çok yerde Cibril beyaz elbisesi sarı sarığıyla göründü” der.

Meleküt alemiyle ittisal peyda eden, melekle münasebete müheyya haline gelen, Melik ve Malik’e karşı arz-ı ubudiyette bulunan Ümmet-i Muhammed’in imdadına; Çanakkale kahramanlarından, Trakya akıncılarına kadar, ondan Bedir Kahramanlarına kadar, Melaike-i Kiram imdada koşuyor. Allah teyid ediyor. Melik’in ve Malik’in teyidini istiyorsanız, meleküt alemiyle münasebet kuracak, iç aleminizde derinleşmeye ve durulaşmaya bakacaksınız. Siz bu sığlığınızla devam ettiğiniz müddetçe, iç aleminize doğru mesafe katetmedeiğiniz müddetçe, meleküt alemiyle münasebet kuramayacakısınz. Şayet size dolu dopdolu inayet gelmiyorsa, kendi cürmünüze vereceksiniz. Kimseyi değil sadece nefsinizi levmedeceksiniz. Niçin Allah’ın inayaeti gelmiyor? Neden ihsan-ı ilahiyeyye mazhar değilsiniz?

Kaldı ki ben aksini düşünüyorum ve düşündüğümü ifade etmek sitiyorum: Hiçliğimize rağmen, bu mevzudaki çelimsizliğimize rağmen, mesafe katetmemiş olmamıza rağmen, başımızdan aşağıya yağmur gibi Allah’ın inayeti yağmaktadır. Sağda solda bütün mehafilde…İlim irfan yuvalarında, maarif yuvalarındoa…Dinsizliğin telkin edilmesine, gençliğin baştan çıkarılmasnı, anarşinin evi ocağı almasına, ortalığın harp meydanı haline gelmesine rağmen, tertemiz, dupduru duygularla, yepyeni filizlerin arz-ı didar olması gösteriyor ki Allah’ın inayeti bizimle beraberdir.

Anlaşılıyor ki Ümmet-i Muhammed gittiği istikamette, Bedir Ashabını yetiştireceği bir güne doğru gidiyor. Öyle anlaşılıyor ki, Hayzumuyla Cibril, “Ukdum!” diyerek, gerçek savaşı verecek, gelecek neslin önünde at koşturacağı günlere doğru gidiyor. Ümmet-i Muhammed safileşiyor, kaynayıp kaynayıp safileşiyor ve şekerleşiyor. Bir gün topyekün yeryüzünü kadeh kadeh şerbete boyayacak. Herkese bir bardak şerbet takdim edecek bir neslin arz-ı didar edeceği güne doğru gidiliyor.

Mevlanın sonsuz rahmetinden diliyor ve dileniyoruz, bu gün için ümniyye mahiyetinde düşünüdüğümüz, bir ideal olarak sözümüzü ona takıp aşkla iştiyakla beklediğimiz o ideal ufkumuzu bizlere lutfeylesin. Bu milleti ayaklar altında payemal olmaktan halas eylesin. Milletinv e devletin başını dayidar eden, başlarına bir sürü gaile açan anarşiyi çıkaran körükleyen dıştaki ve içteki şerirlerin başına tedvir eylesin, ters çevirsin…

Melaike-3 (17.Mart.1978)

Konu özeti

Hakka teveccühünüz nisbetinde teveccüh göreceksiniz
Imran hastalığına dayandığı için “Selam sana!” sözlerini duyması
Meleklerin Uhud’da Mus’ab kılığında gelmeleri
Sa’d bin Muaz’ın vefatıyla arş titremesi meleklerin yıkamaya gelmesi

Muhterem Müslümanlar

Hakka hakikata teveccühünüz nisbetinde teveccüh göreceksiniz. Bu mevzuda ciddiyet ve gayretiniz nisbetinde rahmet tarafından ciddiyetle ihata edilecek, ele alınacak ve arzularınız is’af edilecektir. Siz ne kadar sizin meselelerinize karşı hakaikul-hakaika karşı yabancı kalırsanız, o nisbette rahmetle münasebetiniz kesilecek, terkedilmiş olacaksınız.

Rasulü Ekrem Sallallahü aleyhi ve Sellem, sabah akşam duaları arasında: “Vela tekilni ila enfüsina tarfete ayn” derken, bir lahza bile insanın nefsiyle başbaşa kalması bir insan için helaket ve felaket olduğunu ifade ediyor. “Bizi göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimizle başbaşa bırakma duasıyla Allah’a yalvarıyor.

Mümin bir lahza bir an kafasından kalbinden çıkarmadan mütemadiyen hakka müteveccih olacak, bu teveccühü zayi olmayacak ve o insan metruk olmayacaktır. Teveccühü nisbetinde hak inayet edecek, ihsanda bulunacak, teveccühünü arttırması imkanlarını ona bahşedecek, arttırdıkça arttıracak, terakki ettikçe edecek, terakkinin zevkini ruhunda v e dimağında duydukça benzettikçe kendinden geçecek, zevk-i ruhani anlayışına ulalşacak.

Ama bunun için şart-ı adi olarak, işi siz başlatacaksınız, şu Mevlanın lutfedip mebde’de size verdiği lutufları, sizi bir lutuflar abidesi halinde kaide üzerine oturtan, Hz. Allah’ın lutuflarını değerlendirerek işi siz başlatacaksınız, teveccüh yapacaksınız, bir adım atacaksınız rahmeti on adım kendinize yakın bulacaksınız. Yürüyerek gideceksiniz, rahmetin koşa koşa size geldiğini müşahede edeceksiniz. Siz hakka müteveccih olduğunuz nisbette, inayeti ilahi sizi inayeti himayesi muhafazası altında bulundurduğunu göreceksiniz.

Bu değişmeyen Allah kanunudur. Hz. Adem ile başlayan, beşer ve Nübüvvetle vazedilmiş Allah kanunudur. Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam’da değişmemiş Allah kanunu. Soğuğun sıcağın ısdırabını göklerdeki varlıklardan daha mukaddes, daha aziz olan o mübarek vucuda taddıran, Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam’a karşı aynı kanunları icra eden Allah kanunu değişmeyecek: “La tebdile lihalkıllahi zalikeddinül-kayyim” (30/30)… Şeriat-ı fıtriye, ayatı tekviniye sabit ve rasıh kanunlardır ki Allah bunları değiştirmeyecektir. Bidayette insanlar nasıl muzaffer ve mensur oldular, nasıl Allahın himayesine mazhar oldular aynı yoldan siz de aynı şeylere mazhar olacaksınız. Fakat kanunların değişmesini beklemeyiniz. Hususi bir inayet-i ilahi müstesna, kanunların değişmesini beklemeyiniz. Öleceksiniz, terinizi dökeceksiniz, ındelhace ahiret hayatınızı kanınızla sulayacaksınız. Sonra bir ağaç gibi neşv-ü nema bulacak, dal budak salacaksınız yukarılara doğru…

Imran ibn-i Husayn, Ahmed bin Hambel’in müsnedinde, Hakim’in müstedrekinde, müteaddid kitaplarda bize bir şey naklediyor. Imran Medine’nin şerefli Ashabından, Ensar-ı Kiramdan bir zattı. Babası Husayn, Müslüman olduğu zaman, kalkıp da başına abanan, babasının başını gözünü öpen, o dakikaya kadar işmizazla babasını karşılayan şerefli bir sahabiydi. Cihaddan dini öğrenmeden geri kalmadığı gibi, ibtilası vardı. Allah bir hastalık lutfetmişti ona. Basur hastalığı. Bundan musdaripti. Ne yatabilir ne de oturabilirdi. Bunun için halk hekimleri hastalığını yarasını dağlamasını tavsiye etmişlerdi.

İmran der ki: “Ben bu vaziyetimle bazen başımın ucunda bazen Hicrin kapısının önünde, Hatim’e giriş noktasında, bazen de Beytullahın yanında, etrafımda bilmediğim varlıklardan “Selam sana!” seslerini duyardım. Ne zaman yaramı dağlatırdım selam kesilirdi. Rasulü Ekrem’e anlatınca, bu ısdıraba katlanmamın neticesi, Allahın lutfu mükafatı olduğunu ifade buyurdular.

Sen Allahın kurbiyetin nisbetinde başının ucundan Hicrin kapısından Beytullahın yanından “Selamün aleyküm!” sesini duyacaksın. Hz. Cibril’in Aişe-i Sıddıka’ya selam verdiği gibi… Ama ne zaman? Hak kapısında katlandığın şeye katlandığın zaman…

Rasulü Ekrem Saadet hücresinde yatarken Cibril-i Emin indi, Ahzab vakasını müteakip ve Rasulü Ekrem’e şöyle dedi: “İhtezzel-arşu limevti ehadin min ümmetike Ya Muhammed!”, “Arş ümmetinden birinin vefatıyla titredi ihtizaza geldi” diyor. Ertesi gün Rasulülah sallallahü aleyhi ve Sellem, cenazeyi teşyi için Baki’ye gidiyor. Giderken parmaklarının ucuna basıyor, ciddi bir vakar, ciddiyet ve ihtimam içinde yürüdüğü her tarafından anlaşılıyor. Mütecessis Sahabi: “Ya Rasulallah! Niçin böyle?” “Gökten Sa’d'ın cenazesini teşyi için o kadar melek indi ki hicab ediyorum ayağımı yere basayım!”…

Dün Allah’a teveccüh etmiş Sa’d şöyle diyordu: Allahım Habib-i edibinle bir kere daha savaşa çıkmak, düşmanlarıyla savaşmak imkanlarını bana bahşedeceksen beni yaşat, yok bu savaş imkanını bana vermeyeceksen, hayatın manası yok ruhumu kabzet diyordu. Gönül Allah’a bu kadar bağlı. Allah’ın rızasının dışında bir hayatın yaşanmasını istemeyen bir gönül vefat ettiği zaman, beşerden daha çok melek cenazesini teşyi için yere iniyordu.

Ne zaman iniyordu? Gönül bütün saffet ve duruluğuyla Allah’a teveccüh ettikten sonra, din-i ilahiye yardım anlayışıyla meşbu bulunduktan sonra, Allah’a gittiği zaman Allah meleklerini indiriyor ve teşyi ediyordu melekler mukaddes cenazeyi.

Rasulüllah Uhud’da kıyasıya bir mücadele veriyor. Bu kıyasıya mücadelede insanlık tarihinde sevdikleri insana ve bağlı oldukları dine karşı en büyük vazifeyi alabildiğine bir aşk ve iştiyak içinde yapabilecek ikinci bir cemaati göstermek mümkün olmayan Sahabe-i kiram yapıyordu.

Kılıçlar kırılabilir. Kalkanlar parça parça olabilir, oklar tükenebilir, mızraklar işlemez hale gelebilir, ama kalkan olarak kullanılacak bacaklar kollar vardır, kılıç diye vurulacak yumruklar vardır. İşte buraya kadar işi getirmiş bitirmiş fakat dişini sıkmış cepheden dönmemiş, insanlığın medar-ı iftiharı muazzam bir cemaat kıyasıya bir kavga vermektedir. Bu kavgada nice serv-i revan canlar ruhlarını Allah’a teslim etmiş, kanat çırpmış cennete uçmuşlardır. İlk müsademede Aleyhissalatü vesselam’ın rıdası sırtında, Mus’ab çoktan kolunu ve boynunu vermiş ve Allah’a yükselmişti ama Rasulü Ekrem bakıyordu ki ta öğlenden akşama kadar, akşam kararıncaya kadar Mus’ab bin Umeyr ne elbisesine ne de vücuduna zarar gelmeden önünde bir kalkan gibi savaşıyor. Akşama doğru: “Ya Mus’ab!” deyince döndü ona, o garip şahıs: “Ben mus’ab değilim!” dedi.

Mus’ab çoktan şehid olmuştu. Ama dublesi oradaydı. Mus’ab şehit olmuştu ama dişini sıkan Sahabenin yanıbaşında göklerin melekleri vardı. mus’ab kıyafetine girmeyi Mus’ab’ın elbiselerini giymeyi, onun şekliyle zuhur etmeyi şeref saydığı için melek o kıyafette savaşıyordu Allah’ın huzurunda.

“İn tensurullahe yensuruküm… ” Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım edecektir. Şu hazan mevsiminizi bahara çevirecektir. Haristanınızı bostan kılacaktır. Ama dişinizi sıkacaksınız, şu çemenzarın kenarında bekleyeceksiniz, tıpkı kuluçkaya yatmış bir tavuk gibi, nazarının altında yumurtasını bekleyen kaplumbağa gibi bekleyeceksiniz. Ta sizin fecriniz tulu edeceği ana kadar. Gönlünüzde tan yeri ağarıncaya kadar. Rasulü Ekrem’in dilini terennüm eden horozlar ötünceye kadar dişinizi sıkacak bekleyeceksiniz.

Doğacak o günler… Şairin eda ve ifadesiyle: “Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın, kimbilir belki yarın belki yarından da yakın” Allah vadediyor doğuracak, rasulü Ekrem vadediyor doğuracak. Ama kendinize geleceksiniz. Allahın tevfik ve inayetiyle Cenab-ı Hak sizi hoşnud edeceği, mesud edeceği günleri getirecektir.

Muhterem Müslümanlar!.. Her teveccüh bir teveccühle bir lutfa mazhar kılacaktır. Her adımınız sizi on adımla karşı karşıya getirecektir. Ağır ve şerefli bir vazife olarak 3-4 asırdan beri rehnedar olmuş İslam Dini, müesseseleriyle siz şerefli ümmet-i Muhammed’in omuzlarına konmuştur. Bu büyük işi omuzlarınıza alıp götürmek, Rasulü Ekrem’i çok hoşnud edecek, Allah’ı memnun edecektir.

Allah bu ağır vazifeyi yapmakla, bu büyük davayı götürmede 20′inci asrın çelimsiz müslümanlarının yardıncısı olsun, sahil-i selamete çıkarmada inayet elini bir lahza onların üzerinden çekmesin…

Melaike-4 (24.Mart.1978)

Konu:

Allah yolunda olunca başka alemler sizinle münasebet kuracak
Usayd bin Hudayr Kuran okurken meleklerin gelmesi
Sad ibn-i Muazn vefatını meleğin haber vermesi, cenazeyi yıkamaları
Hanzalanın melekler tarafından yıkanması

Muhterem Müslümanlar!..

Lehimizde olabilecek bir şeyi lehimizde kılma ve insanların aleyhinde olabilecek şeyleri düşmanlarımızın aleyhinde kılma Allahın elindedir.

Lehü mekalidüssemavati vel-ard (36/23)

Bütün açılacak kapıların anahtarları, bütün kilitler Allahın elindedir. Lehülmülkü velehül-hamd (64/1) Mülk Onundur medh-ü sena Ona aittir. Mevcudat mümkinat içinde insana ait bir başkasına ait hiçbir şey yoktur. O yaratmış, O düzene koymuş ve bu düzen içinde sevk ve idare eden yürüten Odur. Onu hoşnut ettiğiniz zaman, her şey yoluna girecek ve hoşnut olacaksınız. Onun yoluna girdiğiniz zaman işleriniz yoluna girmiş olacak, Onun istediği istikamette aktığınız zaman dünyevi ve uhrevi semere vereceksiniz.

Başka alemler sizinle münasebet kurmaya çalışacak. Siz meleğin arkasından koşmayacak, siz ruhaniyi takip etmeyeceksiniz. Onlar sizin başınızın üzerinde siyanet kanatlarını açacak, sizi himaye edecek ve sizin arkanızdan koşturup duracaktır.

Cibril, Resulü Ekremin arkasından koşturuyordu. Aleyhissalatü vesselam sıkıldığı bunaldığı zaman, bazen de kendine has ihtişamı ile birkaç kez azameti içinde müşahede etti. Vahyin inkıtaı yağmurun kesilmesi gibi kalb-i pak-i Nebevide kuraklık hasıl etmiş ve bu bir kısım iç ıstıraplara ve kalaklara yol açmıştı.

Bu ıstıraplı ve kalaklı anların yaşandığı anda Cibrili gördüm kendine has keyfiyetiyle, bütün buutlarıyla mekanı doldurmuş, gökten yere kadar adeta boş bir yer kalmamış, her yer Cibril kesilmişti” buyuruyor.

Cibril Resulü Ekremi takip ediyor. Nerde? Sıkıldığı yerde Adım adım elinden tutmak üzere takip ediyor

Hakkın yoluna giren, hakka teslim olan her şey onun emrine amade, hakkın işlediği şeyleri yapan, halkın hizmetçisi olan, hak namına her şey ona hizmetçi oluyor.

Ebu Said el-Hudri anlatıyor. Buhari Müslimde. Medinenin alimi Ebu Said el-Hudri, şerefli Sahabi. Babası Said ibn-i Malik. Uhudda Rasulü Ekremin önünde şehit olan zat. Cepheye gözü dönmüş gibi koşarken, İla eyne yebne malik? Nereye gidiyorsun? En eküne bakaran mezbuhan ya Rasulallah diyen zat. Rüya görmüştüm ya Rasulallah! Bir kısım Ashabının bakar-ı mezbuh gibi boğazlandığını görmüştüm ya Rasulallah! Onlardan biri olmak için koşuyorum ya Rasulallah!

Kanı Rasulü Ekremin kanına karıştığı zaman: Kim Peygamberin kanının karıştığı insanı görmek isterse Said ibn-i Malike baksın!diyordu.

İşte Ebu Said bu Usayd ibn-i Hudayrın bir durumunu naklediyor. Gece atımı bağladım. Bağladığım yerde Kuran-ı Kerim tilavet ediyordum. Ben Kuran okumaya başlarken atlar da cevelan başlıyordu. Ben Kuranı kestiğim zaman at sükunete eriyordu. Ben sabaha kadar durmadan devam ettim. At da sabaha kadar cevelana devam etti. Bir ara çocuğum Yahya&yı çiğner diye kalktım. Atın bulunduğu yere doğruldum. Bir de ne göreyim üzerimde bir zülle, bir bulutsu bizi ihata etmiş, at onu gördükçe kişniyor, kükrüyor ve cevelana kalkıyor.

Ben Kuranı kestim çocuğuma bir şey olur diye. Sabah Rasulü Ekreme naklettim. Bana dedi ki: Ya Usayd! O melaikedir, senin ağzından çıkan kuranı dinlemek için gelmiştir, ne kadar temiz okuyor ki melek dinlemeye geliyor, sabaha kadar okumaya devam etseydin, çok acayip görecektin! Ya Rasulallah oğlum Yahyadan endişe ettim.

Melek senin yanında semek senin yanı başında, ruhani senin kuranına kulak kabartmış onu dinliyor. Sen arkadan koşturmayacaksın, hakka ram olacak Allahın karşısında kululğunu itiraf edeceksin, onlar senin arkandan koşturacaklar Allahın tevfik ve inayetiyle.

Melek Rasulü Ekreme şerefli bir Sahabinin vefatını haber vermişti. Bu tepeden tırnağa yaşadığı beş senelik Müslümanlık devresinde ateş gibi yaşayan Sad ibn-i Muazdı. Musab bin Umeyrin tilmizlerinden. Musabın elinden Müslüman olanlardan. Akabede kılıcıyla göğüs gerenlerden. Hazrecin efendisi Sad ibn-i Muaz idi. Hendekte Rasulü Erkemin yanında savaşırken, şah damarından ok yemiş kan kaybetmiş, yarası azmış ve şehit olmuştu. Rasulü Ekrem duymadan daha melek haber verdi. Sad ibn-i Muaz’ın vefatıyla Arş-ı Azam sallandı ya Rasulallah! Allah Rasulü yerinden fırladığı gibi koştu.

Taberanide Sahabe naklediyor: Rasulü Ekrem&in arkasından koştururken yetişemiyorduk ayaklarımızın bağı kopuyordu. Ayakkabılar ayaklarımızdan çıkıyordu. Sırtımızdaki ridalar düşüyordu ve hep bir ağızdan: Etabtena ya Rasulallah! Bize eziyet ettin ya Rasulallah, bizi koşturdun ve yordun ya rasualallah. Allah Rasulü durdu ve şöyle dedi: Kokuyorum bizden evvel melekler gider o aziz şehidi yıkarlar. Tıpkı Hanzalaya yaptıkları gibi yaparlar da bize nasip olmaz, onun için koşturuyorum diyordu

Hanzala Uhudda şehid oluyordu. Hanzele zifaf gecesi, ailesiyle zifaf olduktan sonra Rasulüllahın atıfinin sesini duyuyordu. Duyup da hemen yıkanmayı beklemeden kalkıp nurlu orduya karışıyor ve cepheye koşuyordu savaşıyordu.

Hanzala Ebu süfyanın üzerine dikildiği an, Şeddad rkadan bir kılıç darbesiyle yere seriyordu. Ve birkaç dakika sonra da uzakta bir ufku müşahede eden Nebinin gözleri: Hanzelenin evine sorun ben gökle yer arasında onu meleklerin yıkadığını gördüm. Bu ne haldir? Ailesine sordular. Hanzele ibn-i Amir harbe giderken yıkanamamıştı.

Allah Rasulü: Gasiletül-melaike dedi. Herkesi insan yıkar. Meyyiti gassal yıkar, ölüleri yıkamak üzere imamlar koşar, Hanzele vefat edince yıkamak üzere melek koşuyor. Hanzala bu idi. Ona melekler Rasulü Ekremden evvel yetişmişti. Onu yıkamışlardı.

Rasulü Ekrem Sad ibn-i Muazı kaçırmamak için koşuyordu. Ayakkabının bağının kopmasının, takunyanın ayaktan çıkmasının, sırttan ridanın düşmesinin manası bu idi. Göğün onunla titremesi, vefatıyla Arş-ı Azamın ihtizaza gelmesi karşısında titreyen kalb-i pak-i Nebevi o tertemiz ceset üzerinde nurlu ellerini dolaştırmak istiyordu. Sahabiye onu göstermek istiyordu.

Melek koşuyor, Melike teslim olanın arkasından. Melek koşuyor Malikül-mülke teslim olanın arkasından.

Allah kudsi hadisinde buyuruyor: Mülikül-mülküm, ben Melikül-mülküm, mülk benim elimde, her şeyin zimamı benim elimdedir. Bütün meliklerin hükümdarların kalbi benim elimdedir. Kimseyi levmetmeyiniz. Kimsenin aleyhinde olmayınız. Bana teslim olunuz. Kalpleri size taraf çevireyim. Siz bana teslim olmadığınız müddetçe, kalpler sizin aleyhinizde olacaktır. Allahın yolunu bulacaksınız, o yola girecek o vadide başınızı taştan taşa vuracak çağlayacaksınız.

Sular gibi çağlayacaksınız, Eyyüb gibi ağlayacaksınız, ciğerinizi dağlayacaksınız. Allah hal ve hatırınızı soracaktır sizin

20 inci asırda bin müşkülün üst üste gezdiği, Ümmet-i Muhammed elini böğürlerine koyup çaresizce gezdiği, kara kara düşündüğü bir vaziyeti yaşıyoruz. Cenab-ı Hak inayetiyle imdadımıza koşsun…

Melaike-5 (14.Nisan.1978)

Konu özeti:

Allaha giden yollar değişik değişiktir
Amir ibni Füheyrenin cesedinin bulunamaması
Biri Maune vakası sebebiyle Peygamberimize beddua etme denmesi

Muhterem Müslümanlar!

Allaha giden bütün yollar açıktır. Allaha giden bu yollarda kapalı kapı kapalı pencere yoktur. Mahlukatın enfası sayısınca Allaha giden yollar vardır. O yolun adab ve erkanına riayet eden Allaha vasıl olacaktır.

O yolda yerinde kalbini kullanan, yerinde his alemiyle devreye giren, yerinde fikir alemiyle devreye giren ve yerinde her şeyiyle devreden çıkan insanlar, adab ve erkan olarak bunlara riayet ettikleri nisbette Allaha vasıl olacaklardır.

Can istendiği zaman can, ceset istendiği zaman ceset, ruh istendiği zaman ruh, mal istendiği zaman mal verildiği zaman mümin Allaha vasıl olacaktır

Vasıl oluş şekilleri değişik değişiktir. Kimi kanıyla yıkanır Allaha vasıl olur gasli odur. Kimisi gözyaşlarıyla yunar yıkanır onun gasli odur. Öyle Allaha vasıl olur. Kimisi teri tabanından çıkar, Allah için cehd ve cihad içinde bulunur. Allaha vasıl olur. Kimisi bağrındaki sadakatla Allaha vasıl olur. Kimi gfözünün çeşmesindeki yaşla allaha vasıl olur.

Ama herkes hangi yoldan yürüyorsa o yolun adab ve erkanına riayet edecektir. Hiçbir say ve gayret boşa çıkmayacak, hiçbir amel ters yüz edilmeyecektir. Rabbimizin huzuruna gittiğimiz zaman tek soluğumuzun mükafatını dahi inşallah göreceksiniz.

Ashabı Rasul Sallallahü aleyhi ve Selem bütün yolları birden yürümüş gibi Allaha vasıl olmuştur. Rasulü Ekrem cennetin kapılarını sayar. Cennet nedir? Kapısı nasıldır? Giren nasıl girecek? Bunları bana sormayın. Kimseye de sormayın. Gittiğiniz zaman Allah sizlere gösterecektir bunu.

Hz. Ebu Bekir edebin insanı. Huzuru Risaletpenahide oturur dinler ve sorar: “Ya Rasulallah! Bu kapıdan kimler girecek? Oruç tutanlar. Bundan namaz kılanlar, bundan cihad edenler. Bundan doğru söyleyenler. Bu kapıların bütününden çağrılacak insan var mı? Kimbilir belki
Tatlı bir tebessümü müteakip: “Evet! Bir insan var Peygamberleri istisna edecek olursak bir insan var, o da Peygamberinin karşısında oturuyor şu anda. Sensin ya Eba Bekir!…”

Ashabı Rasul bütün yolları değerlendirir. Terle uçar, kan ter içinde yüzer, sayın içinde kanat çırpar ve Allaha vasıl olur.

Rasulü Ekrem nur-efşan meclisi içinde oturuyor. Gaybi bir aleme gözlerini dikmiş, dehşet verici bir manzara seyrediyor gibiydi. Dolu dolu gözlerinden yaş döktü ve dudaklarından şu sözler döküldü: “İnne eshabeküm kad üsıbü” Arkadaşlarınız belaya maruz kaldılar. Bütün Ashab ağlamaya başladılar.

Biz günlerce mesafe katedelim, ötede bir yere gidelim, sinesine mızrak saplanmış Amir ibn-i Füheyre’yi görelim. Amir ibni Tufeyl sinesine mızrağı saplarken “Füztü ve Rabbil-kabeti”, “Kabenin Rabbine kasem ederim ki kurtulduğumu görüyor gibiyim!” diyordu. Kanıyla yunarken yıkanırken kurtulduğumu görüyor gibiyim…

Kimdi Amir ibni Füheyre? Diken devrini idrak etmiş, cahiliyenin kandan irinden zemininde yaşamış, saadet devri tulu edince Hz. Ebu Bekirin elinde köle olan Amir ibni Füheyre hürriyete kavuşmuş. Müslümanlar ibni Erkamın evine gitmeden o, Rasulü Erkemin eteğine tutunmuş; ne büyük esir ki o esire binlercemiz esir olzak sezadır kurtuluruz. Hicret hadisesinde önüne kattığı koyunlarla Sevr mağarasıyla Mekke arasında mekik dokumuş, rasulü Ekrem ve Ebu Bekirin ihtiyaçlarını görmüş.

İş Medinede tamam olunca da hicnet etmiş. Bir yere muallimler gönderilmek istendiği zaman içinde Amir ibn-i Füheyre’yi de katmış göndermiş.

Biri Mauneye gittikleri zaman da Züheyr tarafından sarılmış. İçlerinden sadece Amr ibni Ümeyye kurtulabilmişti. Hepsi sinelerine saplanan kılıçtan akan kanı yüzlerine götürürken “Füztü ve Rabbil-Kabeti” diyordu. Kabenin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum!”

Amr eli ayağı titreye titreye Huzuru Risaletpenahide vakayı anlatırken (Musa ibni Ukbe ve Delailinde Ebu Nüaym anlatıyor):

Ya Rasulallah ben Amir ibni Füheyreyi şehid ettiğim zaman biraz sonra cesedinin yukarıya doğru kaldırıldığını gördüm ve sonra tekrar yeer indi. Melekler teşyi ediyorlardı. Adeta ahirete intikal eden bu mübarek varlığı…

Hatta delailinde Ebu Nüaym, Hz. Abbas gibi kimselerin, o gün Amir ibni Füheyrenin cesedinin bulunmadığı kanaatında olduğunu rivayet ederler. Ve derler ki: Öyle zannediyloruz ki Amiri insanların gömmesine bırakmadan melekler aldı bir yere götürdüler. ÇünküAmir melekler eliyle gömülebilecek bir yola girmişti. Sinesinden yediği mızrakla yok olup Rabbisine kavuşacağı ana kadar bir an sadakattan dur olmamıştı.

İşte ta Medinede Biri Maune vakasının nur-efşan meclisinde müşahede ederken gözleri dolu dolu yaş döken: “İnne eshabeküm kad üsıbü”, “Arkadaşlarınız belaya maruz kaldılar” diye haber verdiği topluluktu. Ve Rablerine şöyle dediler: “Rabbena ahbirna ıhvanena….” Geride kalan kardeşlerimize…………. Haber ver……… elhak haberi alıyoruz Haber verdiğiniz…. Şeylere inanıyoruz. Bir Rabbi Kerimin mevcudiyetine….. rıda ve rıdvanın mevcudiyetine inanıyoruz……

Kardeşlerimiz haber ver Rabbimbizden razı olduğunu ve bizim de senden razı olduğumuz haber ver. Rasulü Erkeme haber verilen bu idi. Rasulü Ekrem o kadar dilgir olmuş idi ki, sabah akşam namazlarında mütemadiyen Biri Maune vakasına yapanlara ika edenlere beddua ediyordu. Bir iki ay devam etti. Kuran tertemiz dili bu işe seza görmediği için “Leyse leke minel-emri şeyün…” (3/128) “Habibim! Bu iş seni o kadar ilgilendirmemeli, şehit olanlar oldu, Allahın huzuruna vardılar, Allaha vasıl oldular, Allaha vasıl olma yollarından bir yoldu ki yürüdüler Allaha vasıl oldular, seni çok ilgilendirmesin bu mesele. Dayidar etmesin, üzmesin, seni halk hakkında bedduaya sevketmesin” diye Rasula Erkemi menediyordu.

Muhterem Müslümanlar!…

Allah ile münasebetiniz nisbetinde Allahdan ciddi alaka göreceksiniz. Yoluna girip ona varma yolunda yolun erkanına riayet ettiğiniz nisbette, dünyada iken daha burcu burcu cennetin kokusunu duyacak, varacağınız yeri müşahede edeceksiniz.

Hz. Muhammed Aleyhissalatü veseslamdan içe doğru olan bu savaş, kavga ve zaferiniz alkışlanacak ve tebrik edilecektir. Nebilerin Sıdıkların şehidlerin gittiği yere gittiğiniz zaman onlarla beraber haşrolacaksınız.

İnanın Allaha, inanın Allah Rasulüne, inanın Allahın meleklerine ve bunlara inanma havası içinde hayatınızı tanzim edin, sıdk ile sadakatla yaşayın. Samimiyet ve ihlastan bir an dur olmayın, yürüdüğünüz yolun bütün erkanına riayet edin, emnü eman içinde Allaha vasıl olun…

Melaike-6 (21.Nisan.1978)

Konu özeti:

Allah fedakarlık yapanlara başlara tac ve aziz yapacaktır
Biri Maunede Asımın cesedinin korunması kaybolması
Sad ibni Muazın Peygamberimize Bedir öncesi istediğinle savaş ilan et demesi
Muhterem Müslümanlar!

Samimiyet ihlas hasbilik, Allah nazarında çok mühim bir husustur. Cenabı Hak, insanların amelleri için mizan ve terazi vazettiği zaman, herhalde bunlara mukabil bir şey bulunamayacaktır. Mahşerde mahkeme-i kübrada azı yığın yığın şeylere mukabil gelecek ve ağır basacaktır.

Gönlün imanla dolup taşması ve bunun insanda bir aşk, bir şevk, bir azim ruhu meydana getirmesi ve bu hasbilik uğrunda seve seve insan, en mukaddes şeyine kadar her şeyini feda etme duygu ve düşüncesi içinde bulunması…Her halde bunun için mizan ve terazi vazedilemeyecektir.

Cenabı Hak Zatı Uluhiyetiyle belki bu hareket bu davranış ve anlayışa bizzat mukabele edecektir. Düşmüş çürümüş yıkılmış çökmüş devirleri bu ruh ihya edecektir. Derbeder olmuş milletleri bu ruh ayağa kaldıracaktır. Zellileri bu ruh aziz edecektir. Gönlü imanla dolu olan samimi insanın ruhu, hasbi insanın ruhu, yaptığı işlerin içine maddi manevi duygularıyla girmeyen insanın ruhu, madde manevi füyuzat hislerinden fedakarlıkta bulunan insanın ruhu, dünyayı bir misafirhane bilen insanın ruhu, iktiza ettiği zaman seve seve cennetini fida etmeye dahi amade olan insanın ruhu ve her an dünyasına tekme vurup onu itebilecek durumda olan insanın ruhu. Zelil milletleri aziz kılacak, başı yerde olanların başını kaldıracak, ayaklar altında payimalleri başlara tac yapacaktır.

İşte devr-i Risaletpenahi. Nurlu nurani bir cemaatin başında, huzme huzme lahut aleminden aldığı rnurlarla, bir mecz meydana getiren, muhteşem bir binanın inşasıyla meşgul olan Rasulü Erkemin cemaati.

Tepeden tırnağa samimiyetin, hasbiliğin ifadesi içinde görürüz onları. Hicretin birkaçıncı senesi, şu Hubeyblerin, bir evvelki derste arzettiğim gibi, kuradan bir cemaatin şehadetine vesil olunan vakadan, Asım ibni ebi Avelin vakasından misal aktarmak süretiyle samimiyetin nezd-i uluhiyetindeki kıymet ve değerine dikkatinizi istirham edeceğim.

Asım gelecek nesillerin arkasından gideceği insan. Şairi şehrin adına nazmettiği şiirde belki o maksud idi bilemiyoruz. Asım cesur mu cesur çevik çalak bir insan. Yasemenlikte geziyor gibi Bedirde düşman safları arasında dolaşmıştı. Sağdan vurup soldan çıktığında, saından ve solundan yara almamıştı. Küfür dünyasının adeta gayzlarının hedefi haline gelmişti. Onun için diş bileyeni pek çoktu. Biri Maunede ellerine geçirdikleri bu kurbanı herhalde parça parça edeceklerdi. Züheyr kabilsei tarafından sarıldığını görünce, ellerini açtı şöyle yalvardı:

“ Ya Rabbi ben hayattayken benim cesedime müşrikin elini vurdurmayacağım. Kılıcıkı çekip hayatımı kontrol edebildiğim kadar kontrol edeceğim. Ötesinde sen, bu eracifin elini benim tenime vurdurma Allahım!” diyordu.

Asım bir şehid olarak akşama doğru düşüyordu. Ama cesedine el sürmek, başını kesmek için yaınna gelenler kocaman eşek arılarıyla cesedin sarıldığını görüyorlardı. El uzatan herkesin ağzı burnu gözü kulağı eşek arılarıyla doluyordu.

Asıma el uzatamıyorlardı. Akşama kadar el uzatamadılar. Bana kafir eli değmesin, mabedimin göbeğine namahrem eli değmesin demişti ve o eli Allah değirtmeyecekti.

Geceye doğru şiddetli bir yağmur yağıyor ve ceset gelen sellerin üzerinde bir meçhuli doğru gidiyordu. Sahabi uzun zaman aradı Asımın cesedini bulamadılar. Kimbilir melek nerede hangi hareketiyle nasıl defnetti. Onu seller yıkamıştı, kanı namütenahiliğe ulaşmıştı, meleğin eli üzerinde dönmüştü, mele-i alanın sakinleri gözyaşı döküyordu. Asım korunmuştu.

Himayeye gireni Allah korur. Niçin korunmuştu? Samimiyetinin mükafatı olarak korunmuştu. Hasbiliğinin mükafatı olarak korunmuştu. Her şeyi f eda etme havası içinde yaşadığı hayatına mükafat olarak korunmuştu. Her Sahabi aynı ruh aynı anlayış içindeydi.

İntikal edin birkaç adım öteye, Bedire çıkın. Asımın da çala kılıç dolaştığı Bedire çıkın. Bedirde dolaşın. Rasulüllahın huzurunda civanmertliğine dikkat kesilin.

Allah Rasulü: “Eşıru ileyye eyyühel-kavm” diyor. “Bana bir yol gösterin”Kervanı takip için çıktık, Allah karyımıza düşman çıkardı. Bana bir yol gösterin ne yapalım?

Allah Rasulü tayin etmişti yolunu. Cenabı Hak işaret buyurmuştu ona ama çcıkaracağı bir yolda Ashabının kendisiyle beraber olmasını bekliyordu.

Mikdad atını ileriye sürdü bir şeyler dedi. Sad ibni Ubade bir şeyler dedi. Dedikleri her şeyi orduları hareket ettirmeye kafi idi. Değil orada 313 tane olmak 13 kişi dahi olsaydı, düşman saflarının bir tarafından vurup öbür tarafından çıkacaklardı.

Sözün tatlısını Sad ibni Muaz söyledi. Şu meleklerin cenazesini teşyi ettikleri, Hazrec kabilesinin efendisi…Efendimiz kendisine ayağa kalkanlara: “La tekumu kema tekumül-eacim”, “Acemlerin büyüklerine ayağa kalktıkları gibi kalkmayın!” dediği halde Sad bini Muazın yanına gelen kimselere, Sad ibni Muaz onların yanına geldiğinde: “Kumu ila seyyidiküm” buyurmuştu, “Efendoinize ayağa kalkın!” Kalkın ayağa zira göklerde alkışlanan bir insandır o.

Sad ibni Muaz: “Lealleke tenin aya Rasulallah”, “Bizi kastediyorsun gibi geldi ya Rasulallah!” Bird sürü söz söyledi. Kandan irinden deryaları geçeceğini söyledi, cemaatin Rasulü Erkemin yanından arkasından ayrılmayacaklarını söyledi ve şöyle dedi:

”Beni israilin Peygamberlerine dedikleri gibi demiyeceğiz ya Rasulallah!” Onlar şöyle dediler: “izheb ente ve rabbike fekatila…” (5/24) “Sen ve Rabbin git savaş, biz burda oturuyoruz”. Böyle demeyeceğiz.

Biz şöyle diyoruz: “İzhep ente ve rabbike fikatila inna maaküma mukatilun”, “Sen ve Rabbin düşmanlarınızla karşı karşıya iseniz, sizinle beraberiz ya Rasulallah….İstediğine bizi düşmanyap ya Rasulallah!… İstediğinle alakamızı kes ya Rasulallah!…….. İstediğinle bizi bağla ya Rasulallah!”……. İstediğinle sulh ilan et ya Rasuallah!………. İstediğine karşı düşmanlık ilan et ya Rasulallah!…. İstediğin kadar malımızı al ya Rasulallah!……… İstediğin kadar bize ver ya rasuallah!…. Ağzın senin Kevser içsin Sad ibni Muaz………….Gassalin elindeki meyyit gibiyiz ya Rasulallah!….Ağzın bala yesin büyük insan!……

Ben şu perişan halimle o büyük ruh karşısında hacalet içindeyim…… Bunu diyecek cemaati bulamadık ve bunu diyecek şekilde öne atılamadık. Rasulü Ekrem’in önünde o türlü civanmertlik izhar edemedik…….

Seyidi ya Rasulallah!…… Seyidi ya Rasulallah!…. büyük bir devre kaldık……. Öyle bir devre kaldık ki….. Eshab-ı Kehfin köpeği olamayan ben, senin ümmetine hitap etme mevkiine çıktım…… Öyle bir devre kaldık ki seyidi…….. senin ümmetin olma halini kendimde hissedemiyor, hicabımdan yerin dibine girmek istiyorum….. Ama bu cemaatin önünde bulunuyorum…

Seyidi sultanlık mülkünü esirgeme gedadan….. Seyidi başımızdan eksik olma…… Seyidi havanın bulandığı, ortalığın karardığı şu günlerde, bizi bizimle baş başa bırakma…….. Seyidi Medine’nin peçesini kaldır……… Şu vatanın peçesini başına koy, vatanın ufkunda boy göster seyyidi………

Seyidi tükenme durumuna geldik……. Seyidi etrafı yangın aldı……. Seyidi bizi bitirme…….. Seyidi sen bize öğrettin, sen bize öğrettin, bu Muhammed ümmeti biterse Allahın adını anan kalmayacaktır…. Seyidi ya Rasulalah sen bize yardımcı ol…..

Muhterem Müslümanlar!…… Muhterem Müslümanlar!…….. Hissimin bana inhiraf çizdirmesiyle, mevzumdan inhiraf çizmekle sağa sola gittiğimden ötürü Allaha sığınıyorum. Allah beni cümle ile beraber af buyursun.

Muhterem Müslümanlar!.. Samimiyet ve ihlas bu kasvetli bulutları silecektir.

Muhterem Müslümanlar!,, Leyli yeldayı ebedi bir gündüz haline samimiyet ve ihlas getirecektir.

Muhterem Müslümanlar!.. Rahatınızı feda etmeniz, gecenizden ve gündüzünüzden bir kısım saatleri Allahın adını yüceltmeniz istikametinde kullanmanız, sizi zelil milletler arasında yaşamaktan kurtaracak, göklerde yaşayanlar gibi aziz milletler seviyesine çıkaracaktır.

Muhterem Müslümanlar!.. Dişinizi sıkınız, cemaatimiz yetecek kadardır, hasbünallahü venımel-vekil kalemizdir, inna nahnü nezzelnezzikra ve inna lehü lehafizun (15/9) muhkem bir surdur, ordunuz bozulmayacak, kılıcınızın ağzı kırılmayacak, mızrağınız bükülmeyecek.

Allahın yolunda menzilin neresine düşerseniz düşünüz, “selamün aleyküm tıbtüm” hitabını işiteceksiniz. “Yedhulune aleyküm min külli babin…”13/24) akıbet ve encamınızı Allah hayretsin…

Yürüyeceksiniz…. Yaşayacağınız bu yolda, omzunuzda taşıdığınız Hz. Rasulüllah adını…… Hz. Muhammed adını……… şerefle taşımakla Allah sizi serfiraz kılsın………

Of anacağım of!….


0 Yanıt, “melaike”



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın

Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekli.