Tarafından kurannuru r r

Rekaik-1 (28.Mart.1980)

Konu özeti:

- inne yevemel-fasli kane mikata (78/17)
- Ahirette herkesin akibeti burdaki hayatına göre olacak
- Ahırete inanmanın genç yaşlı çocuk üzerindeki olumlu etkileri
- Hz. Ömerin çoban çocuktan koyun istemesi, çocuğun vermemesi
- Zina suçlarını itiraf eden Maiz ve Gamidiyeli kadın olayı…
- Günümüzde günahlar konusunda hassas yaşayan gençlerden örnekler

Muhterem Müslümanlar!..

Her saat bir fakbira halinde işliyen bu kainat, başdöndürücü muhteşem düzeniyle devam eden bu kainat, Allahın tayin ve takdir buyurduğu zamana kadar bu haliyle devam edecek ve sonra çözülmüş bir tesbih taneleri
gibi her şey saçılacak, sağa sola dökülecek, her şey birbirine karışacak, karmakarışık olacak, iyi kötüye, hayır şerre karışacak, madde manaya mana maddeye karışacak, kafir müminle yanyana gelecek, fasık facirle
beraber olacak ve sonra bir imtiyaz ve tefrik devresi başlayacak.

Hayatını kesafet içinde, kuduret içinde yaşamışlar, ruh sefaletinden kurtulamamışlar, yaşadıkları ruh sefaleti içinde orada, kesif olarak aşağıdan orada akıp gayyaya gidecek, ali insanlar faziletli insanlar, kalp ve ruhun derece-i hayatına yükselmiş ve onu yaşayan insanlar, havada uçuyor gibi, suların yağların üzerinde kaymak gibi, en nezih şekilde en nezih ve yüce alemlere gidecek, akacak ve orada yerini alacaktır.

Mümin yarın karşısına çıkacağı böyle bir durumdan ötürü, bugünden kendisini o duruma hazırlayan akıllı insandır. Mümin yarınını doğuracaka davranışlarını bugünden iyi ayarlayan insandır. Muhasebe ruh ve şuuru
içinde hareket eden, bir arpadan dahi Allaha hesap vereceğine inanan ve dünyada dolaşırken adımlarını ahirete göre atan basıretli insandır.

Müminin davranışlarında göz tırmamlayacı bir keyfiyet bir hava yoktur. Zira o ölçünün ve muvazenenin insanıdır. Müminin davranışlarında tecavüz, haknaşinaslık yoktur. zira o bütün tecavüzlerinve haknaşinaslığın cezasının çekileceği bir güne gittiğine katiyyenve katıbeten inanmaktadır. Ve yine mümin kendisini bekleyen böyle bir güne inandığı için huzur ve saadet içindedir. Genciyle huzur ve saadet içindedir, ihtiyarıyla huzur ve saadet içindedir, çocuğuyla huzur ve saadet içindedir, topyekün cemaatiyle cemaatleriyle huzur ve saadet içindedir.

Haşru neşre ninanmıy bir milletin bir cemaatin çocukları küçükleri seriütteessür olan ve etraflarında olup biten hadiselerden çabuk müetessir olan çocuklar, ahırete öldükten sonra dirilmeye inanma sayesinde, o zayıf kalplerinde ölümü bir burkuntu halinde duymazlar, ölürken huzur içinde ölebilirler.

Rasulü Ekremin önünde savaşan bir delikanlı bir çocuk, 10-12 yaşlarında, yediği kılıç darbeleriyle soluk soluğa Huzuru Risaletpenahiye gelir. Allah rasulü ona sordu:

- Belki biraz müetessirsin belki acı çekiyorsun evladım diyordu.

- Hayır ya Rasulallah! diyordu. Çünkü gideceği yerin huzurbahş olacağına inanıyordu, öyle bir aleme gittiği için, kendi acısıyla ıstırabıyla Rasulü Ekremi de huzursuz etmek istemiyordu.

Seyyidine Hz. Ömer ayrı bir vadide, ayrı bir çocukla karşı karşıya geliyordu. Gence nasıl zimam olduğunu, haşre ve ahirete inanma meselesi nasıl onun balapervazane arzularını frenlediğini, hesap endişesiyle nasıl
dikkatli hareket ettiğini gösterebilmek için dikkatinizi rica ediyorum.

Hz. Ömer vadi vadi dolaşıyor, her gördüğü her yaklaştığı insanın kalbini yokluyor, nabzını dinliyor, o topluluk içinde iman ve itminan nasıldır… iman ve itminan yoksa buhran vardır, buhran üstüne buhran vardır…Dağda

koyun güden çobanın yanına sokuluyor. 8-10 yaşında bir çoba çocuk.

- Evladım bu koyunlardan bana bir yudum süt verir misin? diyor.

- Veremem! diyor Efendi amca! veremem. Hz. Ömeri tanımıyor..

- Veremem! Çünkü koyunlar benim değil!.. Tecrübeyi ve denemeyi değiştiriyor Hz. Ömer:

- Oğlum! diyor, şu koyunlardan bir tanesini satsan sana parasını versem! Biz burada yesek, karnımızı doyursak!Sen efendine kurt yedi desen olmaz mı?

İşte o zaman çocuğun kafası zıvanadan çıkıyor, sopasını yukarıya doğru kaldırıyor, uzun boylu Ömerin başına indirmeye çalışırken şöyle diyor:

- Ne diyorsun amca! diyor, ben şu depenin arkasındaki efendimi kandırabilirim ama her an kalbimi elinde tutan Allahı aldatabilir miyim? söyle bana! diyor.

Ve Hz. Ömer secdeye kapanıyor. Tebamın en küçük çocuğu ve çobanı dahi bu kadar şuurda derinleşmiş olursa, ben çok bahtiyar bir raiyim diyor.

Ahirete iman taşkının taşkınlığını da böyle önler. Çocuğa da öyle huzur bahşeder, delikanlıların kanlarının deli olduğu, galeyanı hengamında, sağa sola canavarca saldırdıkları bir dönemde, frankiştaynın hortlakları gibi ortalığı alıp milleti kana boyadıkları bir dönemde, basü badel-mevt hadisesine inanma, böylesine frenleyici ve bağlayıcı bir husustur.

Binaenaleyh haşru neşre inanmış bir topluluk, huzur ve saadet içinde, itminan ve emniyet içindedir.

Beli bükülmüş ihtiyarlar, hayatın ve dünyanın kendilerini bağırlarından söküp atmak istediği ihtiyarlar, ölümden başka karşılarında bir yol kalmamış ihtiyarlar, soruyorum size, basü badel-mevtten başka ne ile teselli olabilirler? sağa sola inhiraf etmeden süratle mezara doğru giden bu insanlar, bir canavar ağzı mezar ağzını açmış onları beklerken, ne ile kalplerinde huzur duyabilirler. Sadece ve sadece haşru neşre, nimetlerin başlarından akacağı o güne, saadet saraylarının kendilerine açılmasıyla huzura kavuşabilirler, kaybettikleri gençliğe mukabil, sıhhate mukabil ve kaybedecekleri dünyaya mukabil bir ukba ve ebedi saadet elde
edeceklerinden ötürü, onlar saadet ve huzur içindedirler.

Onun içindir ki, Rasulü Ekremin huzuruna geliyordu yaşlı adam:

- Ya Rasulallah! müsade edersen harbe gideyim, savaşayım, şehid olayım, sıhhatsizliğimi sıhhatle değiştireyim, ihtiyarlığımı gençlikle değiştireyim, fani ve azil keyfiyetimi baki keyfiyete tebdil edeyim, dünyamı vereyim ahireti alayım diyordu ve ahirete doğru süratle koşuyordu, dayidar olduğu bir husus yoktu, kabirden bir endişesi yoktu zira ebedi saadet saraylarına gidiyordu.

Ve her şeyin başında ve önünde ayrı bir husus vardır. Milletleri tedirgin eden ayrı bir husus vardır. Bu husus şehevani duyguların insanı kıskıvrak kıstırdığı anda , onun kötülüklerinin önlenmesi hususu. Bu husus behimi hisleri frenleme hususu, bu husus insanın duyguları onu canavar haline getirdiği bir dönemde, ona insanlığın yüce manasına giden semaları gösterme hususu… Eğer belli bir dönemde belli bir kesime bu dersi
vermezsek, onların taşkınlıklarını ve tecavüzlerini önlemek mümkün olmayacaktır.. Mahkemelerin koridorları her gün, bu mevzuda işlenmiş cinayetlerle dolup taşacaktır. Aileler ellerini dizlerine vurup kızlarının iffeti için ağlayacaklardır. Babalar evlatlarının kapılarına getireceği bir fahişe gelinden dolayı dayidar ve dilgir olacaklardır. Siz hırsızlığın önünü alamayacaksınız. Şekekeleşmiş hırsızlıklar olacak, banka soyan eşkiya olacak, milletin malına kasteden eşkiya olacak önünü alamayacaksınız, bağlayamayacaksınız. Her ferdin arkasına bir polis koyacaksınız ama yine şekavetin önünü alamayacaksınız. Beşer alamıyor şekavetin önünü.

Amerakadan Rusyaya kadar, yıkılsın ikisi de beşer alamıyor şekavetin önünü. Batıda ve doğuda beşer alamıyor şekeavetin önünü.

Ne zaman kalbe yasakçı konuyor, fert kendi kendini kontrol altına alıyor, faziletli yaşama yoluna giriyor, zinhar diyor adımını atarken, Rabbime hesap vereceğim diyor, adımını ona göre atıyor ve çeşitli taşkınlıklar kendi kendine önlenmiş oluyor.

Ben size bir soru tevcih edeyim. Sizin içinizde haşru neşre inanan sizlerin içinde, bir adamaı öldürme canavarlığını izhar edecek bir adamın bulunacağına ihtimal veriyor musunuz? Kan döken bir insanın bulunabileceğine ihtimal verebiliyor musunuz? banka soypacak birinin bulunabileceğine ihtimal verebiliyor musunuz? Her gün gazetelerde boy boy teşhir edilen canilerin ve katillerin bulunmasına ihtimalveriyor
musunuz? Bulunamaz mümkün değildir. Bulunamaz zira ben, bana ait olmayan bir seccadele ayağımı basarken yanacağımdan endişe ediyorum, camide namaz kılarken dahi kendi seccademi kullanıyorum, Rabbime hesap vereceğim korkuyorum… onu bu duygudan mahrum olanlara anlatmak lazım…

Rasulü Ekrem Saadet Asrında Saadet meclisinde, saadet topluluğu içinde, saadet mescidinde, saadet gamzeden beyanları içinde bulunduğu bir hengamda, duyduğumuz bir tabloyu yeniden huzurumuza getiriyorum.

Gence nasıl fren oluyor, kanın galeyanını nasıl frenliyor, şehevani duyguları mesele nasıl önlüyor, beşeri hisleri nasıl kesip atıyor ve insanı insanlar içinde melek mahiyetine getiriyor ve bir topluluğa nasıl huzur ve saadet, itminan ve emniyet vadediyor, bakın ve görün!..

Buhari Müslim rivayet ediyor. Rasulü Ekrem mescidde otururken, mescidden içeriye yağız bir delikanlı giriyor. Fakat işlediği bir günahının olduğu davranışlarından belli. İki büklüm, kaddi bükülmüş. Allah Rasulünün
yanına kadar sokuluyor ve Rasulü Ekreme bir şey söylüyor.

- Ya Rasülallah! Allahın hakkımda tayin ve takdir buyurduğu cezayı tatbik et. Allah aşkına beni temizle! Allahın huzuruna öyle gitmek istemiyorum. Allah Rasulü:

- Dön git! diyor. Allahın affetmeyeceği günah yoktur. Emre imtisal için dışarıya çıkıyor, Rasulüllaha muhalefet etmemek için dışarıya çıkıyor. Tekrar içeriye giriyor. Vicdan azabı rahatsız ediyor kendisini. İctimai
mukavele ile bağlı bulunduğu topluluğıa hiyanet ettiği için, vicdanı rahatsızlık içinde içeriye giriyor:

- Ya Rasulallah! Cezayı tatbik et ve beni temizle! Temiz gitmek istiyorum öbür aleme. Allah Rasulü aynen tekrar ediyor:

- Dön git tövbe et! Allahın affetmeyeceği günah yoktur.

Bu hadise tam 4 defa tekerrür ediyor. Dördüncüde Rasulü Ekrem soruyor. İsrarla istiyor.

- Cezamı çekmek istiyorum. içinde yaşadığım topluluğa ihanet ettim, onun düzenini bozdum.

- Nen var? diyor Allah Rasulü.

- Zina ettim ya Rasulallah! Sürçtüm!

Hani Hadis ifadeediyor ya! Mümin ekin gibidir yer yer yatar ama, kalkar doğrulur: Ben düştüm! Düşene kadar farkına varmadım, düştükten sonra hissettim…

- Zina ettim ya Rasulallah!

Allah Rasulü itiraflar karşısında zinanın cezasını verdirir. Kendi ağlaya ağlaya dışarı alın der, kendi ağlar Allah Rasulü. Zina içinh mukadder ceza Maize tatbik edilirken orada Allah Rasulü daha yollar da araştırır. Maiz acaba sarhoş mu böyle konuşuyor. Ağzını koklarlar… Hayır ya Rasulallah derler.

- Sen zinanın ne demek olduğunu biliyor musun? Belki de kadına öyle sarıldın ve bıraktın!

- Hayır ya Rasulallah bir insanın helaliyle yapabileceği bir şeyi ben başkasıyla yaptım!.. Aynen ifade ediyor.

Ve mescide yakın bir yerde, bu husus için mukadder, muayyen ve muhassas olan ceza verilir. Bir aralık acıya dayanamyınca kaçar. Arkadan birisi bir cene kemiğiyle yetişir başından aşağıya vurur ve yere yıkar. Gelir

Allah Rasulüne haber verirler. O seyrediyor manzarayı. Dediler ki:

- Ya Rasulallah! Kalktı kaçmaya durdu ama falan enseden yetişti vurdu ve yıktı yere.

- Onu bırakmalı değil miydiniz? Belki itiraftan vazgeçecekti. Bu Rasulü Ekremin yolu. O, baştaki hakimin yolu.

- Belki itiraftan vazgeçecekti. Allah o günahı affeder.

Fakat Maiz de israr ediyordu, burada temizlenip de orada Allahın huzuruna kirli çıkmamak için itiraf ediyordu ve israr ediyordu.

İki gün sonra Rasulü Ekrem şöyle buyurur:

- Maiz için istigfar ediniz! Öyle bir tevbe yaptı ki şu vadide yaşayan bütün insanlara tövbesi dağıtılsaydı kafi gelirdi. Zira hiçi kimsenin görmediği bilmediği bir yerde bir günah işlemişti ama kimsenin bilmemesi günahını itirafa mani olmamıştı. Rasulü Ekremin ona af yolunu göstermesi de engel oamamıştı.

- Ben behemehal temizlenmeliyim, zira yevme tüblesserair var, günahların döküleceği gün (86/9) orada hacalet ve mahcubiyettense, burada cezasını çekerim diyordu, genç böylesine bağlanmıştı.

Bir suç tek başına işlenmez ya!..Zina fiilini işleyen insanın suç ortağı da vardı ve nihayet iki gün sonra Gamidiyeli bir kadın geldi içeriye. Zavallı kadının iki büklüm olduğunu görüyoruz. Kaddi bükülmüştü. Rasulüllaha kadar yanaştı, kimse bilmiyordu ama Allahı ile kendisi biliyordu. Temizlenmek istiyordu kadın. Bir keren sürçmüştü, bakışı bulanmıştı ve düşmüştü. Temizlenmek ve arınmak istiyordu. Rasulü Ekreme yanaştı ve şöyle
dedi:

- Ya Rasulallah! Haddı şeriyi tatbik et! Beni temizle! diyordu. Tertemiz dupduru vicdanıyla temizlenmek istiyor. Allah Raulü:

- Git tövbe et! deyince kadın döndü. Biraz da kaşlarını çatarak, o huzurun edebine muhalif bir beyanda bulundu ve şöyle dedi:

- Maizi bidayette başından savdığın gibi beni de savmak mı istiyorsun ya Rasulallah? Ben arınmak ve temizlenmek istiyorum. Hata ettim yıkanmak istiyorum. Allah Raulü:

- Şimdi sana ceza veremeyiz! buyurdu. Çünkü hamilesin bir çocuk var, o masuml-dur, hamlini vaz etmen lazım.

Kadın evine döndü, çocuğunu hamlini vazedeceği ana kadar… ağzına lokmayı koyunca diken yutuyor gibi, gök inmiş aşağıya onu sıkıştırıyor gibiydi, yerle gök arasında eziliyor gibiydi. 7-8 ay bu ıstırabı çekti, hamlini vazetti. İlk gündü ki:

- Beni bir sedyeye koyun da Rasulüllahın huzuruna götürün, masumu ayırdık aldık bir tarafa koyduk, ben cezamı çekmek istiyorum… O vaziyette geldi ki göz yaşartıcıydı bu durum. Bir taraftan hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuk vardı, beri tarafta yerinden kalkamayan bir kadın vardı ve bu kadın hakkında tatbik edilecek cezayı istiyordu. Zina etmiş bir zaniye olarak Allahın huzuruna gitmek istemiyordu..

Allah Rasulü yeniden kalktı, yeniden bir bulut gibi doldu, yeniden gözlerinden şakır şakır yaşlar döküldü. Ona döndü şöyle dedi:

- Şimdi bu vaziyette sana ceza veremeyiz, çünkü bu çocuğun bakıma ihtiyacı vardır. Ne zaman bu çocuk kendi ihtiyacını kendi görecek hale gelecek, ekmek yiyecek, yemek yiyecektir, o zaman gelirsin.

Kadın evine döndü. Durmadan kadına ekmek ve yemek yemeyi öğretiyor, kısa zamanda onu ağzına lokmayı koyacak durumu öğretti. Bir iki ay sonra, çocuğun ağzına yerleştirdiği lokma ile yeniden Huzuru

Rasulüllaha geldi:

- Ya Rasulallah! Yavrunun bana artık ihtiyacı yok!Ben cezamı çekmek istiyorum. Yeter beni bu vicdan azabından kurtarın. Ben içinde yaşadığım cemaate ihanet ettim, ictimai mukvalee ile bağlı olduğum toplumun kanunlarını alt üst ettim. İctimai mukavele ile bağlı olduğum toplumun kanunlarını alt üst ettim.

Kadın cezasını çekti, kapının önüne bir çukurun içine koydular. Allahın hakkında takdir ettiği hüküm infaz edilirken, Halid bin Velidin kadına bir taş atması esnasında bir de sebbediverdi, zaniye diye. Rasulü Ekremin kulağına esip geldi bu söz:

- Ne oluyorsun ya Halid? diyordu, kadın öyle bir tövbe etti ki vallahi haraç yiyen bir müslüman dahi yapsaydı affolurdu. Zira o kadar zorlamalara, o kadard af yolu araştırmalara rağmen, israrla itiraf ediyor ve burada temizlenmek ve arınmak istiyordu. Bunu bu duruma zorlayan bir şey yoktu, sadece imanı ve izanı, sadece öbür aleme inanma, orada rüsvay ve rezil olmaktansa burada temizlenme ve arınma, orada mesut ve bahtiyar olma.

İşta Maiz ve işte suç ortağı Gamidiyeli kadın!.. En muteber hadis kitaplarında bize anlatılan bu şey, devr-i Risaletpenahide cereyan ediyor.

Devrin gençliğini, hevesta-ı nefsaniye ve galeyan-ı dem hengamında, devrin gençliğini tablolaştıran bir misaldi. Fert nasıl günahtan korkuyor, naıl günahtan kaçıyor ve o devirde tekerrür etmiş 3 tane vaka yoktur. 100 sene içinde tekerrür etmiş 3 tane vaka yoktur böyle.

Demek ki millet kadınından emindir, demek ki millet iffet içinde yaşamaktadır. Demek ki ırz ve namus masuniyet altındadır ve yine o devirde sadece bir kadının elinin kesildiğini görüyoruz. Hırsızlık yoktur. Zira Allaha ve
ahırete iman vardır. Fazilet insanların içinde kök salmıştır. Davranışlar ahırete inanmaya göre ayarlanmıştır.

Binaenaleyh basü badel-mevt akidesi müminlerin içinden söküp atamayacakları kadar sağlam, Everest tepesi kadar yüce ve bemeredar bir hakikattır…

Rekaik-2 (04.Nisan.1980)

Konu özeti:

- Ahirete inanan insan günah işlese bile af diler düzeltir
- Zina ruhsatı isteyen delikanlı Cüleybib ve şehadeti
- Hz. Ömerin önünden, camiye koşarak giden çocuk
- Okulda namazımı kılamıyorum diyen orta okul öğrencisi

Muhterem Müslümanlar!..

İnsanlık ve faziletlerinizin mesnedi ve kaidesi, öldükten sonraki hayat adına işlediğiniz her şeyin hesabını Rabbinize vermeye dayandırılmış olursa, bütün davranışlarımızın altında. bir kaide bir mesned olarak, öldükten sonra dirilmeye inanma meselesi bulunursa, siz insanlığınız ve faziletiniz adına çok sağlam bir kaideye, sağlam bir mesnede dayanmış olursunuz. Faziletli bir insan olarak yaşama imkanını elde eder ve aynı zamanda teminat elde etmiş olursunuz.

Öldükten sonra dirilmeye inanan bir insanın, hayatının küçük bir lahzasında dahi, fazilet dışı yaşaması düşünülemez. İnsanlık dışı bir davranışı düşünülemez. Yer yer sürçse düşse dahi kalkar, doğrulur nedamet eder, pişmanlık duyar. Özür diler af diler. Özür dilemesini bilir, yine faziletin yoluna girer.

Allaha inanan insan hata işlemez, günah işlemez demiyoruz.

Allaha ve ahirete inanan insan hatada israr etmez, günahta israr etmez, canavarlığı şiar edinmez, kötülükleri şiar edinmez ve sıfat edinmez.

Binaenaleyh faziletin ve insanlığın, doğru ve dürüst yaşamanın en büyük teminatı, hayatın hesabını vereceğiniz bir günün mevcudiyetine inanmaktır.

Aleyhissalatü veseslam bütün taşkınlıkların önünü, bütün tecavüzce davranışların önünü, ancak bu akideyi gönüllere aşılamak süretiyle almıştır.

Cenabı Hak içimizde galeyan haline gelen kötülükleri bu duygu ile önlesin ve bizi fazilete giden yollara hidayet eylesin.

O devirde de fazilet dışı insanlık dışı davranışları olanlar vardı. O devirde de mümine yakışmayan şeyleri yaşayanlar, müslime yakışmayan şeyleri yaşayanlar vardı.

Fakat akideye sahip olduğu, onu gönlüne yerleştirdiği nisbette hepsi rasıh birer ağaç ve dağ haline geliyor, kötülükler karşısında sabrediyor göğsünü gerebiliyordu.

Onun içindir ki neslimize vereceğimiz en büyük armağan, onu bu denli gönlüyle mamur kılmak, daha doğrusu gönül hayatını ruh hayatını, kalp hayatını mamur kılmak ve sair şeylerimamur kılmaya yol açmak, ona bu
imkanı kazandırmak… Bu, onun dizinin dermanı ve kalbinin feri olacaktır. Bu onun mukavemeti ve iradesi olacaktır. Bu, onun çeşitli şeyler karşısında serfüru etmemesi, bel kırmaması, boyun bükmemesi olacaktır. Onu
bu dermana, bu fere ve bu güce kazandıralım, ona en büyük lutufta ve ihsanda bulunmuş olacağız.

Nefsinin hevesatı karşısında iki büklüm bir genç Rasulü Ekreme haber veriliyor. Allah Rasulü onu karşısına alıyor…

Cüleybib…

Evvela aklını ikna ediyor onun:

- Senin sağa sola yapmayı düşündüğün bu işi senin anana yapılmasını ister misin?

- Hayır ya Rasulallah! istemem…

- Unutma ki diyor, senin kötülük yapmak istediğin herhangi bir insanın anası olabilir o… Ve soruyor yine:

- Senin kızkardeşine bu fenalığın yapılmasını ister misin?

- Hayır ya Rasulallah! diyor.

- Unutma ki senin kötülük yapmak istediğin, herhangi birinin kızkardeşi olabilir.

- Senin halana, senin teyzene, senin falanına filanına… yapılmasını ister misin?

Cüleybib her defasında hayır diyor

- Ve unutma ki o, falanın kızı olabilir şusu olabilir busu olabilir… diyor.

Aklını ikna ediyor evvela… Sonra da mübarek elini göğsünün üzerine koyuyor:

Allahümmağfir zenbeh vestür aybeh tahhir kalbeh

Allahım kalbini temizle bunun! Allahım günahlarını mağfiret buyur bunun… Allahım ayıplarını ört bunun! diyor.

Sahabi diyor ki: Elin alemin kapısına bakan, ırzına namusuna tecavüz için yol araştıran, yol bulmak için koşan duran Cüleybib öyle bir iffet abidesi haline geldi ki, ondan sonra namuslu bir genç derken onu gösteriyorduk.

- Namuslu bir gencin misalini verin!…

- Cüleybib diyorlardı.

Ve bir gün bi vakaya iştirak ediyorlar. Rasulü Ekrem de bulunuyor. Herkese soruyor:

- Kimin ne kaybı varsa arasın bulsun! Arıyorlar ve :

- Bir kaybımız yok ya Rasulallah! diyorlar. Allah Rasulü:

- Amab enim bir kaybım var diyor. O da kendi kaybını araştırıyor ve Cüleybibi buluyor. Bu da benim kaybım diyor. Yedi kişi öldürmüş ve sonra da yanıbaşlarında şehid olmuş, katele seban sümme kataluh buyuruyor.

Yedi kişi öldürdü sonra da kendi şehid edildi diyor. Ve başını dizine koyuyor:

- Cüleybib benden ben de ondanım buyuruyor.

Bu payeye yükseliyordu…

Nedir acaba onun gönlünü böylesine mamur kılan?

Nedir fenalıklarının önünü alan?

Nedir daha evvel fazilet dışı davranışlarda bulunuyorken faziletin abidesi haline getiren?

Öldükten sonra dirilmeye inanmak!.. Hayatının hesabını Rabbisine vereceğine inanmak…

En küçük çocuğgundan, adsız namsız böyle bir delikanlıdan, Seyyidine Hz. Ebu Bekire kadar böyle bir duygu gönüllere öylesine kök ve dal budak salmış idi ki, bu duygu onların içinde olduğu müddetçe fazilet dışı, insanlık dışı, mümine müslime yakışmayan bir davranış onlarda görmek mümkün değildi.

Bir çocuk bu duygu ile tir tir titriyordu. Hz. Ömer mescide giderken yıldırım gibi bir çocuk yanından geçiyordu ve kolundan yakalar yakalamaz soruyor:

- Evlat! Nereye böyle süratle?

Çocuk Halifeye sadece şu cevabı veriyordu:

- Ey Allahın Peygamberinin Halifesi! Dün bizim mahallede bir çocuk öldü, ben camiye namaz kılmaya gidiyorum…

O kadarcık çocuğun kalbinde ahirete inanma duygusu, ahiret duygusu, hesap duygusu, o çocuğun ne tarafa teveccüh edeceğini temin ediyordu.

Ve günümüzde faziletli bir nesil kendini göstermeye başlamıştır. Bu vatan e bu milleti seven bir nesil, dış mihraklara kulağını kapayan, sırtını dönen, faziletlerini kendi içinde arayan, bu milleti ve bu vatanı seven bir nesil yetişmektedir. Bunu siz diğer dinsiz ve imansızlardan, mütecavizve saldırganlardan, çok beyyin farklarla görecek ve tanıyacaksınız.

İbadetü taat konusunda sizin huzurunuza şöyle çıkacaklar: orta okul talebesi yanınıza gelecek herhangi birinizin ve size

- Hocam veya abim diyecek… Biz falan okulda okuloruz. Derse giriyoruz şu saatte fakat namaz kılmaya imkan olmuyor, ben ne yapayım? Bu okulda okuyayım mı yoksa namazım için ayrılayım mı?

Namaz mevzuunda gönlü bu kadar dolu olacak. Siz de ona diyeceksiniz ki:

- Oğlum! Bizim mezhebe göre caiz değil ama sen bu namazların ikisini bir araya getir kıl! diyeceksiniz. Bu cem Şafide ve Malikide olur diyeceksiniz. Sonra derslerine gjrersin diyeceksiniz. Sevinecek… Evine sevine
sevine, dünyayı elde etmiş gibi gidecektir. İbadetü taata böyle gönül vermiş bulacaksınız.

Ve karşınıza bir delikanlı çıkacak sizin. Ben hayalden bahsetmiyorum. Olan şeyleri size intikal ettiriyorum. Size diyecektir ki:

- Ben bir belediye arabasına bindim, bana ait olmayan bir kadına kem nazarla baktım, içimden kötülük geçti, bunun cezası nedir? Ben keffaret vermek istiyorum diyecektir.

Ve siz kendinizi yeniden Sahabenin asrında yaşar hava içinde göreceksiniz. Belki oradaki hava değişik olmasa, boynuna sarılacak, alnından öpeceksiniz:

– Senin gibi kirlenmemiş temiz nasiyeleri bekliyordum diyeceksiniz.

Ve göreceksiniz, birisi karşınıza çıkacak sizin diyecektir ki:

- Ben umumi bulunduğum bir yerde, bana ait olmayan bir ayakkabıya adımımı bastım, acaba Allah benim bu ayağımı cehennemde yakar mı diyecektir. Ve sen yeniden iki büklüm olacaksın.

Biri yanında seccadesini gezdirecek. Bu camiye bu halıyı kim aldı bilemiyorum, belki içinde haram para vardır, kendi seccademle namaz kılayım diyecektir.

Böyle bir şey de olur mu?

Olacaktır…Bunu nesliniz içinde göreceksiniz.

Ve biri sabah yanınıza gelecektir. Sabah namazına kalkamadığı için, bütün israrlarınıza rağmen ona bir lokma yemek yediremeyeceksiniz.

Ve bir başkası hayatında işlediği kabahatin, bir günahın vebalini bütün bir hayat boyu sırtında taşıyacaktır. Bir maiz gibi daima karşınızda duracak, bir Gamidiyeli kadın gibi karşınızda duracak, her haliyle size vebalini
ihsas ettirecektir.

İşte bu fazilettir, işte bu imanla gönlü imanla donatılmış nesildir ki Allahın beklediği nesil, Rasulüllahın beklediği nesil, çarkı düzeni dümeni bozulmuş dünyaya yeni bir veche ve yeni bir şekil verecektir. Bundan sonra yeryüzünde inşallah sadece faziletliler yaşayacaktır. İnsanlığı sevenler yaşayacaktır. Ona kasteden ve arkadan vuranlar, yeryüzünü barut fıçısı haline getirmek isteyenler, evladı babaya düşman eden canavarlar değil, insanlığa saygılı olanlar yaşayacaktır.

Eşya ve hadiseler bu istikamette gelişiyor. Bunu da Rasulü Ekrem haber veriyor. Fitne-ü fesadı hercü merci haber verdiği gibi, deccaliyetin zuhurunu haber verdiği gibi, onun şimalden çıkacağına kadar her şeyi açık
seçik haber verdiği gibi, deccaliyetin yine inanan insanların göğsünden çıkaracakları müthiş fırtınalar karşısında söneceğini yine Rasulü Ekrem haber veriyor.

Bu kanın ve irinin inanmış insanların sinesinde söndürüleceğini de Rasulü Ekrem haber veriyor. Kendi cemaatinin yeryüzünde hakim olacağını, ictimai coğrafyanın Hz. Muhammed diyeceğini yine Rasulü Ekrem haber
veriyor. Moskovanın mihrap olmaktan çıkacağını, Pekinin insanlara minber olmaktan çıkacağını yine Rasulü Ekrem haber veriyor.

Rusyanın yıkılacağını, maddi manevi Amerikanın yerin dibine batacağını, Çinin payimal olacağını yine Rasulü Ekrem haber veriyor.

Ben de sadece size gönüllerinize su serpme mahiyetinde, onun verdiği bu beşaretleri intikal ettiriyorum. Allah sizi Pişdar ve Pişuvanıza bağlasın. Rehber ve Rehnümanızın arkasında daim ve kaim eylesin. Hz.

Muhammed Sallallahü aleyhi ve Sellemden ayırmasın. Bu vatanı ve milleti sevmeden ayırmasın. Anarşizm karşısında dizinize derman kalbinize fer ihsan eylesin…

Rekaik-3 (11.Nisan.1980)

Konu özeti:
- Mahşerde iyiler de kötülerde karşılığını görecektir
- Mahşerde Peygamberlere müracaat edilecek

Muhterem Müslümanlar!..

Dünyaya gelişin ve burada bir kısım vazifelerle mükellef ve muvazzaf bulunuşun neticesi olarak, bir gün akıp akıp asıl evimiz, asıl yurdumuz ve içinde ebedi kalacağımız diyara gideceğiz.

Ebediyyen orada tavattun edeceğiz. Orada mesut ve bahtiyar olarak yaşamak mukadder ve mümkün olduğu gibi, talihsizliğe düçar olmak da mukadderdir. İyi insanlar behemehal iyiliklerinin mükafatını görecekler,
kötüler de kötülüklerinin cezasını görecek, muazzeb olacaklardır. Herkes o gün Allahın emri ve izniyle ihya edildiği zaman, kendisi için en büyük endişe verici olarak, hayatta yaptığı şeyleri düşünecektir.

Bütün bir hayatı suistimal etmiş insanlar bellerini doğrultamayacak şekilde mahşere gideceklerdir. Bütün hayatları vebal içinde geçen kimseler, orada hızlan ve hüsran içinde bulunacaklardır.

Hayatının her lahzasında ve her adımında ciddi murakaba ve muhasebe içinde hareket etmişlere gelince, onlar da bu ağırlığı hissetseler bile, müracaat mahallini bilecek, kurtuluş yollarını araştıracak ve Allahın lutfuyla
kurtuluşa da mazhar olacaklardır.

Sizler ve bizler herkesle haşrolacak, haber verildiği gibi haşrolduktan sonra da orada başımızın çaresine bakmak için sağa sola koşacağız. En sahih ve muteber beyanlarını havi bulunduğu Buhari ve Müslim gibi
kitaplarda, o beyanı bize intikal ettiren zatların diliyle durum şöyle anlatılıyor:

Hayatın mesuliyetini omuzunda ağır ağır hisseden beşer, başının çaresine bakmak bir şeyler elde etmek için ebul-beşer olan Hz. Ademe müracaat edeceklerdir:

- Sen cennetten bizim inmemize vesile oldun, ilk Peygamberlik bayrağını çektin, ilk defa bu topa çevkanı sen kondurdun, ilk defa günah nedir sende öğrendik… Gel bu derdimize derman olan ya Adem! Diye müracaat edecekler. Ve o diyecek:

- Ben bu işin eri değilim, siz Nuha gidin, zira Rabbim bana: vela takraba hazihişşerate (2/35) dedi. Ama ben takarrüb ettim. Karşıma bir memnu meyve koydu ama ben ona el uzattım. Yüce Nebi Safiyyullah: Gidin siz derdinizi Nuha anlatın, tufan Peygamberine dil dökün, dert dökün, 900 sene ıstırap çeken, cemaatine bir şey anlatmak isteyen ve asla fütur getirmeyen, kuvve-i maneviyyesi sarsılmayan, Rabbe itimadı kırılmayan ülül-azm Peygamber Nuha müracaat edin…

Cemaat heyetleriyle Nuhun kapısında. Fahrı kainatın beyanları içinde: Ben bu işin eri değilim diyecek. Zira ben cemaatime beddua ettim: Rabbim yeryüzünde bunlardan bir fert bırakma, bırakırsan facir ve küffar dünya getirirler, tedmir et, altlarını üstlerine getir dedim… Fakat ben size başkasını salık vereyim ona gidin! Allahın Halilim dediği birisi vardır, Hz. Muhammedin dedesidir. Hz. İbrahime gidin.

Cemaat Hz. İbrahimin kapısında. Arşiye yapmış bir cemaat, hak tanımış, hakikat tanımış bir cemaat, sıkıştığı zaman ne yapması lazım geldiğini bilen bir cemaat, Hz İbrahimin kapısında. Hz.İbrahim cemaati dinliyor. O da aynı sözü söylüyor. Söz erine gidip ulaşacağı ana kadar da kapı kapı dolaşacaktır bu cemaat. Hz. İbrahim:

- Ben bu işin eri değilim. Ben hayatımda meariz nevinden hilafı vaki nevinden gibi görünen beyanda iki üç sözde bulundum. Bunların vebalini vicdanımda taşıyorum. Yüzümü yere koyup da, bunlar bende varken: Rabbim bu cemaati bağışla diyemem. Fakat siz, Turda açık herkesin görebileceği şekilde Hak ile konuşan Kelimullaha gidin, Hz. Musaya gidin. Futur getirmeden Tih sahrasında 40 sene ideal bir nesil yetiştirmek için uğraşan, çabalayan Musaya gidin. Ülül-Azm Peygamber Musaya gidin. Haşru neşr olduğu zaman Arşın astarına sarılmış ilk defa Rabbine sığınan Nebiye gidin.

Cemaat Hz. Musa’nın kapısında. Hz. Musadan duydukları duyacakları şey: Ben bu işin eri değilim. Siz Ruhullaha gidin. Hz. Mesihe gidin. Zira ben bilmeyerek elimde olmayarak bir tane kafiri öldürdüm. Ağzına yumruk vurdum öldü. Ben bir katilim. Siz Hz. İsaya gidin. Seyidine Hz. Musa katil değildi ama o bir insan öldürmenin vebalini vicdanında taşıyordu.

Ve cemaat Rasulü Erkemin son müjdecisinin ve habercisinin kapısında. Peygamberlik namazının müezzininin kapısında: Ben gidiyorum, ta Feraklit gelsin, Ahmed gelsin, size hakikatları anlatsın, ben kalırsam o gelmez, o gelmezse hakikatlar kapalı kalır, onun için benim gitmem lazım diyen Hz. Mesihin kapıbında. O da:

- Ben bu işin eri değilim. Zira benden sonra cemaatim bana Allah diye tapmaya başladılar, put edindiler, ben bu vaziyette Rabbimin huzurunda böyle çıkmaya utanırım. Bana dese ki:

- Bu cemaat ne diye seni ilah ittihaz etti. Ne diyeceğim ben? Fakat bu işin eri Hz. Muhammeddir. Siz ona gidin. Rasulü Erkemin kapısına cemaat gider.

Gel sultanım iş başa düştü. Sıra sana geldi. Müracaat edecek başka mevki kalmadı… Beşer yığın yığın Hz. Muhammedin kapısına koşar. O bird yerde bir işin başındadır, bir girdabı aşmakla meşguldür. Bir badirede ümmetine geçit göstermeye çalışmaktadır. Ümmet kapısında:

- Ya Muhammed Sallallahü aleyhi ve Selem! Bu onulmaz derdimize derman ol! Bize bir ışık tut! Hakkın sana talattuf ve ihsanını değerlendir de bağışlasın bizi.

Rasulü Ekrem her şeyi unutur, o meşhur hava ve edasıyla; hani anasının beyanı içinde, dünyaya geldiği an bezler içinde, ayaklarını bezlere vurup tepinirken: Ümmeti ümmeti! Diyen Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselam, etekleri tutuşmuş gibidir, mahşerde herkesin sellim sellim demesine mukabil, yanıyor gibidir, başını yere kor ve yalvarır yalvarır… ne der bilemeyiz.

Fatımayı istemem mi der orada, Hasanı Hüseyini terk ettim mi der orada, Aliyi düşünemiyorum mu der ne der Rasulü Ekrem orada? Ümmeti ümmeti dediği muhakkaktır, beşer için sızladığı muhakkaktır, ağlayıp gözyaşlarını Ceyhun ettiği muhakkaktır, o gözyaşlarının tabahhur edip şefkat bulutu haline geldiği muhakkaktır. Ümmetin üzerine dalga dalga gelen cehennem kütüklerine karşı, o gözyaşlarının yağmur halinde döküldüğü muhakkaktır.

İşte bu kerteye gelmedir ki Rahmetle rözenans olunmuştur:

- irfa reseke ya Muhammed! İşfa tüşeffa ya Muhammed! Kul yüsma ya Muhammed!

Mahşer lerzeye gelmiştir, semanın dili açılmıştır, hak Hz. Muhammede konuşmaktadır:

- Başını kaldır iste ya Muhammed! Şefaat et kabul edilsin ya Muhammed! Söz söyle sözüne cevap verilsin ya Muhammed!

- Ümmeti ya Rabbi… Ümmeti ya Rabbi… diyor. Ümmeti diyor nebiyi diyenlere.. Muhmamedi diyenlere.

- Ya ilahi gönülden bizleri gönülden Muhammedi demeye muvaffak eyle. Gönlümüzü o serdarı azamın sevgisiyle mamur eyle!..Bizi her türlü hırpanilikten halas eyle. O gün onun kapısına gitme yüzüyle gitmeye bizleri şimdiden hazırla. O sultanın şefaatiyle bizleri aziz ve payidar eyle.

Muhterem Müslümanlar! Buradan mahşere kadar, yolun sağına ve soluna adeta kedi gözü yerleştirir gibi, sizi doğru yolda, elinizden tutup size Rehberlik yapan Hz. Muhammed Aleyhissalatü vessela, öteki alemde hesabın tıkandığı yerde dahi, elinizden tutacak, sizi sahili selamete çıkaracak, Hakkın Rahmetiyle yüz yüze gelmenize vesile olacak, ebediyen payidar ve mesut olmanıza vesile olacak. Siz bu Pişdar ve Pişuvanın arkasında bulunuyorsunuz.

Sadinin dediği gibi:

- O ümmete ne gam var ki gemisinde senin gibi bir kaptanı vardır.

Bu denizin sonsuz dalgaları içinde gemi sağa sola yalpa yaparken, pusula bozulurken, arızaya maruz kalırken, biz daima dümende Hz. Muhammedi görüyoruz.

Binaenaleyh gam yemem, zira senin önünde Hz. Muhammed Aleyhissalatü veseslam vardır. Burada bizi bırakmadığı gibi orada da bırakmayacaktır. Hatta şu haline ağlanıldığı dönemde bileseni uzun süre bu perişaniyet içinde bırakmayacak, anlı valalı keyfiyetiyle, yağız atına binecek, yine senin önüne çıkacak, atın zimamını senin eline verecek, kıyamete kadar bu işin zimamdarlığı ile seni serfinaz kılacaktır. Zira sultana sultanlık nitekim gedaya da gedalık yakışır…

Rekaik-4 (18.Nisan.1980)

Konu özeti:

-Mahşerde Allah Rasulü sizi, sizin onu tanıdığınız oranda tanıyacak benden diyecek
- Mahşerde Havzın başından bazı kimselerin kovulması

- Yevme nahşürul-müttekıne… (19/85)

Muhterem Müslümanlar!..

Burada yaşadığınız gibi kalkacaksınız… Kalktığınız gibi topluluklar halinde tertip ve tanzim edileceksiniz.

Kalktığınız gibi sevkedileceksiniz. Müttakiler cemaat cemaat cennete sevkedilecek. Mücrimler de fevc fevc cehenneme sevkedilecek.

Fahrı kainat Efendimizden, hakkın katında sesi ve sözü geçerli olan büyük şefaatçiden başka kimse elinizden tutamayacak.

Sizin tek yok, sizin için tek çıkar yol, bu sultanı Zişan ile münasebete geçmek, onunla bugünden tanışıklık içine girmek, ona müracaat etmek, şeklinizle şemailinizle kendinizi ona takdim etmek.

Zira O sizi orada tanıyacak kendinizi anlattığınız gibi. Zira O, orada sizi tanıyacak elinizden tutacak, onunla münasebete geçtiğiniz gibi, onunla burada münasebet içinde olduğunuz kadar, ruhunuzla sık sık onunla temas ettiğiniz kadar, rüyalarda onun dizleriyle diz dize geldiğiniz kadar… orada ona yaklaşma imkanını bulacaksınız. Tanışıklığınız kadar Rasulü Ekrem size elini uzatacaktır.

Mizanın başında sizi tanırsa

- Ya Rabbi! Bendendir! Diyecek…

Sıratın başında sizi tanırsa bizdendir diyecek. Köprünün başında görürse bizden diyecek. . Kevser havzının başında tanıyacak ve bendendir diyecek ya Rabbi!.. Ve siz ancak bu sayede kurtulacaksınız.

Ağzını açmış iştiyak içinde kendisini dinleyen Enes soruyor:

Ya Rasulallah! Orada sana çok ihtiyacım olacak… Ya benim!.. Orada sana çok ihtiyacım olacak. Nerede bulabilirim seni?

- Beni havzı kevserin başında ara! Beni mizanın başında ara! Beni köprünün başında ara! Ben ümmetim için bekçilik yapacağım buralarda.

Sultanı Zişan kayyim gibi başında, elinden tutmak için, tanıtmak için, sahip çıkmak için, dünyadaki rehberliğini orada devam ettirmek için. Önünde, burada imam olduğu gibi, orada da rehnüma olmak için. Bekleyecek bu noktalarda seni.

Ve iç burkuntusu meydana getiren şu hususu naklediyor:

- Havzımın başında beklerken, fevc fevc cemaatler bana doğru gelirken, bir kısım kimseler sudan kovulan atlar gibi kovculacaklar.

- Usayhabi usayhabi!.. diyeceğim. Benim Ashabcıklarım ya Rabbi!… diyeceğim. Ashabcıklarım diyeceğim. Cenabı Hak bana diyecek ki:

- inneke la tadri ma ahdesü badek. Bilemiyorsun ya Muhammed! Senden sonra ne haltlar karıştırdıklarını bilemiyorsun! Camiyi cemaati terk ettiklerini bilemiyorsun, terlemez alınlar haline geldiklerini bilemiyorsun ya Muhammed! Çok şeyler karıştırdılar.

Ve Rasulü Ekrem kendine dönüyor. Canım çıksın dönüyor. Ciddi bir inkisar içinde şöyle diyor:

- Ne diyeyim gayrı, Salih kul gibi Hz. İsa gibi derim. İnni küntü aleyhim şehida… (5/117) Allahım başlarında şahit idim….

- Allah Hz. İsayı hesaba çektiğinde şöyle diyecek:

- Aralarında bulunduğum müddetçe durumlarına nigehban idim. Sen beni vefat ettirdin de rakip-gözetleyici olarak sen kaldın! Eğer azab edersen onlar senin kulların Allahım! Eğer mağfiret edersen aziz hakim ve gafur olan sensin! Cennetle serfiraz eden sensin.

Aziz mümin Rasulü Ekrem ile tanışıklığını kuvvetlendirmeye bak. Sözü ve sazı geçen Rasulü Ekrem ile münasebete geç! Ona uğramadan felaha eremeyeceksin! Onu tanımadan, arkasında el pençe divan durmadan, Mevlana havası içinde bende şudem bende şudem demeden, kul oldum kul oldum haykırmadan kurtulamayacaksın mümkün değildir.

Hz. Muhammed ile münasebete geç! Kulluğunu itiraf içinde Hz. Muhammed ile münasebete geç! Ona intisap ettiğin intisabını kuvvetlendirdiğin nisbette olursa havzı Nebinin başında, olmazsa sıratın başında, yoksa mizanın başında, birinden birinde elinden tutacak seni kurtaracak!..

Rekaik-5 (28.Nisan.1980)

Konu özeti:

- Faziletli olmak faziletli bir hayat yaşamak, dünyayı istihkar etmek
- Eban ve eşinin şehadeti
- Hz. Osmanın şehadeti
- Bu boyunduruğgu sırtındakini atanlar kaldıracak!..
- vesikallezinettekav… (39/73)

Muhterem Müslümanlar!..

Faziletli olarak yaşamak, insan olan insanın düşünmesi gereken şeylerdendir. Hasis şeyler alıtnda ezilmeden yaşamak, insan olan insanın düşünmesi gereken şeylerdendir.

Kendisine emaneten tevdi edilen şeylere karşı koruyucu hava içinde, onları muhafaza etme havası içinde yaşamak yine insan olan insana düşen vazife, insan olmanın muktezasıdır.

Faziletli olma yolunu bize gösteren Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam, bu yolu gösterirken müthiş bir rükün olarak, hayatı istihkar esasını getirmiş, dünya ve dünyaya ait şeylere insanın gönlü bağlı kaldığı müddetçe, dünya ile alakalı şeylerle insan meşbu bulunduğu müddetçe, fazilet adına o insanın fedakarlıkta bulunacağı çok şeyler vardır. O insanın bihakkın faziletli olması da düşünülemez.

Faziletli insanlar, dünyayı istihkar edebilecek insanlar, ahıret hesabıyla hayatını yaşayan insanlar, cennet hesabıyla hareket eden insanlar ve cehennem endişesiyle hareket eden insanlar, hayatlarını bir baştan bir başa faziletlerle donatır. Alkış toplayabilecek bir hayat yaşarlar, mahşerde dikkat çekecek bir hayat yaşarlar, sıratta yerin ve göğün kendilerine bakacağı bir hayat yaşarlar. Ve cennette aleme parmak ısıttıracak, gıptaya sevkedecek bir hayat yaşarlar… Az bir şey verir fakat çok şey kazanırlar.

İmanı ve Kuranı bir tarafa bırakıp, zatında içindeki cevheri körelten ve dünya karşısında serfüru etmiş, evladü ıyalime bir şey bırakacağım diye çırpınan nice kimseler vardır ki, geçmişlerine atfı nazar ettiklerinde fazilet adına çok şeyi terk ettiklerine şahit olurlar. Bir insan bir yerde, dünya ve ukba muvazenesiyle ancak fazilet denen ufka yükselebiliyor.Hayat ve nefsin istekleri, bir yerde ayağın altına alınmadığı zaman faziletten bahsetmek adeta imkansız oluyor.

Onun içindir ki bu yüce ufka işaret ve işarda bulunan Kainatın Efendisi Aleyhissalatü vesselam, aynı zamanda onu temin edebilecek hususu da getirmiş, onu telkin etmiş ve gönüllerde rasıh bir huy haline gelmesini temin etmiştir. Cenabı Hak ahlakı aliye ve bu yüce fazileti ihraz yolunda bizlere derman versin can ve cesaret versin, bu yolda bizi kaim ve daim eylesin.

Aziz Müslüman günümüz insanına düşen pek çok vazife vardır. Pek çok hizmetler vardır. Bu vazifeler ve hizmetler onun ebedi saadete namzet olmasına vesile olacaktır. Ahiret alemini örmesine nescetmesine vesile olacaktır. Öbür alemin binasını kurmasına vesile olacaktır. Fakat günümüzde bu türlü vazifelerin yapılmasına bir kısım engeller vardır.

Nefis buna ciddi bir engeldir. Gelip geçici zevlerimiz ve hazlarımız buna ciddi bir engeldir. Tenperverliğimiz buna ciddi bir engeldir. Korkularımız ve başka şeylerden telaş ve endişeleremiz buna ciddi bir engeldir. İçimizde bihakkın ebediyet arzusunun cennet isteğinin uyanmamış olması, buna ciddi bir engeldir. Ve cehennem endişesinin bihakkın belirmemesi ve korkusuzluğu buna ciddi bir engeldir.

Bu manileri bu engelleri bertaraf etmedikten sonra, insan o yüce ufka da ulaşamayacaktır.

Onun için idi ki, yüzde yüz hakiki müminliği ruhunda yaşayan insan, o, ölüme gülerek gidiyordu ve onun içindir ki, müminliği yüzde yüz yaşayamayan insan bir yerde, kendi saadeti, huzuru, evlatlarının torunlarının saadet ve huzur bahis mevzuu edildiği yerde, dinden tavizde bulunma durumu hemen doğmaktadır. Dini hayat ve dine hizmeti terk etme meselesi bahis mevzuu olmaktadır.

Şam önlerinde kadınıyla erkeğiyle savaşan bir cemaat var. Her şeyin dökülmesi gereken mevsimi idrak etmiş bir cemaat var. Bittiği yerde yeniden var olacaksın felsefesine inanmış bir cemaat var, yanıp tahtaya dayandığı zaman, yerinde senin florasanlar yanacak hakikatına inanmış bir cemaat var.

Eban atılan bir okla, demirler ve zırhlar içinde kendisine ok atan Bizanslı bir muharibin attığı okla sinesinden yaralanarak şehid düşer. Hanımı Havle yanında hazır bulunmaktadır. Başını dizine kor ona şöyle seslenir:

- Efendi! Birkaç dakika sonra seni aziz kılacak şehid kanlarıyla Rasulüllaha kavuşacaksın. Selamlarımı ulaştır, benden evvel gidersen arkadan geldiğimi de bilesin!.. diyor. Ve yerinden kalktığı gibi oku alır ve düşman muharibinin gözünden vuruverir. Kendisi de arkadan gider, dediği gibi kocasına kavuşur.

Efendiyi bu istikamette hayatı istihkara sevkeden ne idi? Ve kadının içinde vefat etmiş kocasına bu türlü dem tutturan şey ne idi acaba? Bu türlü bir destan meydana getiren şey ne idi? Ahiret arzusunun bihakkın içte uyanmış olması… Ve bunun yanıbaşında dünya ve mafihanın hafife alınması, istihkar edilmesi. Günümüzde pek çoklarının mabudu ve totemi olan şeylerin, onları bu büyük hakikata tırmanırken engelleyip mani olması…

Rasulü Erkemden sonra ciddi bir terbiye görememiş yeni Müslümanlığa girmiş bir kısım kimseler, Sahabenin arkasından gelen bir kısım kimseler, bütünü değil, bir kısım kimseler, Rasulü Erkemin köyünü kana irine boğarlar ve bu hengame içinde Raşit Halifelerin üçüncüsü göğsünü germekte, bağrını açmakta, bütün bu fitne ateşlerinin bağrında söndürülmesine çalışmaktadır.

Hz. Osman Peygamber köyünde ilk defa kan döken insan ben olmayayım. Askerim vardır, bu şakileri bağileri dağıtabilirim fakat üç beş gün sonra Rasulü Erkemin yanına gittiğim zaman bana:

- Osman! Sen benim köyümde kan mı döktürdün? Derse ne derim? Ben diyordu.

Onun için evi ihata ediliyordu, sesini çıkarmıyordu. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz kapının önünde, kalkan diye, kılıçlara kalkan diye kollarını kullanıyor onu korumaya çalışıyorlardı.

Fakat günlerden bir gün, duvar arkadan yarılacak, içeriye girilecek ve şehid edilecektir.

O gece diyor ben Rasulü Erkemi alemi manada gördüm, 80 lik yaşlı insan. Rasulü Erkemin Zinnureyn dediği insan. İki nurlu insan!… Kuranı kerim okumakla tenevvür etmekte duvar yarıldığı zaman… O gece alemi manada Rasulü Erkemi görüyor. Bütün debdebe ve ihtişamıyla cennet nimetleri içinde Ras ulü Ekremi görüyor. Turfanda ziyafetler var Rasulü Erkemin sofrasında. Ebu Bekir ve Ömer var Ras ulü Erkemin sofrasında. Enbiyayı izam sofra kurmuş başka tarafta oturuyorlar ve Hz. Osman adım adım o sofraya doğru yaklaşıyor. Allah Ras ulü derin bir tahassür derin bir telehhüf içinde.

- Ya Osman! Seni susuz mu bıraktılar?

- Ya Osman evini ihata edip de sudan mahrum mu bıraktılar?

Sen Medinenin kuyusunu paranla almıştın. Medine halkına suyu sen getirmiştin. Hayatının son dakikalarını yaşadığın devrede, seni senin getirdiğin sudan mahrum mu ettiler?

- Neam ya Rasulallah! Diyor.

- Bizimle iftar etmek ister misin ya Osman?

- Neam ya Rasulallah dedim diyor.

Elini uzattı Allah Rasulü diyor, alemi manada gaybi bir kova su bana takdim etti. Uykudan gözlerini açıp da kalktığı zaman hanımına anlatıyor:

- Hala içimde içtiğim o suyun meydana getirdiği esintiyi iliklerime kadar hissetmekteyim. La ezmeu badehü ebeda.. artık ebediyen susuzluk hissetmem… sırrının içinde çalkalandığı bir sudur, Kevser havzından gelmiş gibi, ebedi susuzluğu kesen bir sudur.

- Evet ya Rasulallah! Seninle iftar etmek isterim.

Duvar yarılıp da içeriye girdikleri zaman, hiç mukabele etmemişti…

Feseyekfikehümüllah… (2/137) ayetinin üzerine Allah onların hakkından gelecektir manasını ifade edenh ayetin üzerine damla damla kanı dökülürken fütursuzdu zira gece Rasulü Erkeme söz vermişti, o sofranın burcu burcu kokusu burnunun ucundaydı, tüllenip tüllenip sofra burnunun ucuna geliyordu. Ebu Bekirle Ömer iştiyakla onu orada bekliyordu. Ve Rasulü Ekrem de Ramazan günü:

- Ya Osman ailenle mi iftar etmek istersin yoksa bizimle mi?

- Seni tercih ederim ya Rasulallah! Demişti.

Ayaklarına kapananların yanıbaşında, hanımının yanıbaşında büyük bir saltanat ve debdebenin yanıbaşında. Raşit Halifelerin üçüncüsü, bugünkü Türkiyenin 5 katı bir büyüklüğe sahipti…

Bütün bunlara seve seve tekmeyi vuran Hz. Osman Zinnureyn, hayatı istihkar ederken hangi duygularla istihkar ediyordu? Nasıl aşabiliyordu bunları? Nasıl kendine gülen şeylere yüzünü çevirebiliyordu? Sortono dönüyordu. Nasıl kanat alıyor ve ahrete doğru uçuyordu.

İçinde ahiret arzusu vardı. Bu arzuya cennet diye Allahın cevabı vardı ve cennetin içinde tüllenmesi vardı, onun imanı vardı, hayata ait her şey bu istikamette istihkar ediliyordu.

Günümüzün insanına Osman olma düşüyor. Günümüzün insanına Eban olma, Havle olma düşüyor. Cennet arzusunun içte tutuşturulması düşüyor. Şehdate arzusu ve iştiyakı düşüyor. Hayat ve hayata ait her şeyi istihkar düşüncesi düşüyor.

Yoksa bu boyunduruğu yerden, dünyaperestlerin kaldırması mümkün değildir. Madde karşısında serfüru edenlerin kaldırması mümkün değildir. Ev evlat ıyal diyenlerin, han hamam diyenlerin, bir yerde apartman bir yerde villa yapmak isteyenlerin, servet kovalamacası oynayanların bu boyunduruğu yerden kaldırması mümkün değildir.

Bunu kefeni boynunda insanlar kaldıracaktır. Gitti zaman kendisi için kefen arananlar kaldıracaktır. Evinde hasırıd ahi bulunmayanlar kaldıracaktır. Eline geçen her şeyi bu yıkık binanın eksik ve gediğinde, yıkıklarında kullananlar kaldıracaktır.

Bu boyunduruk kalkacaktır. Siz kaldırmasanız dahi Allah kaldıracağı yaratacaktır. Fakat kaldırmayanlar sefil ve derbeder olacaktır.

Ben de sizi bir şeye davet ediyorum. Bu gibisine yarış yapmak isteyenler yarışa girsinler!.. vefi zalike felyetenafesil-mütenafisün… (83/26)

Büyük dava maraton istiyor. Bu büyük dava ringte yumruk vuracak kimse istiyor. Bu büyük dava hipodromda koşturacak at istiyor. Üstünde süvari istiyor, muharip istiyor, mücadil istiyor, gönül istiyor, diz istiyor, ditse derman istiyor.

Üç asırdan beri Hz. Muhammedin boyunduruğu yerde. Üç asırdan beri Kuran yerde. Üç asırdan beri İslam yerde ve derbeder. Üç asırdan beri o, yeryüzünde gömülü; Müslümanlık yok!. 20 inci asırda bunun kalkması lazım. Bunu kaldıracak cemaat sırtındaki cüppeyi atması lazım!……. Evi hanı hamamı atması lazım. Varlığı atması lazım. Varlık kavgasını atması lazım. Bu noktada varlık sırrına erecek, Allahı ve Rasulüllahı bulacak…

Evet siz gittiniz, şerefle gittiniz!.. Rasulüllaha selam söyleyiniz. Biz de arkadan geliyoruz… geliyoruz… Boyunduruğu kaldırarak geleceğiz…

Allahü teala ve tekaddes hazretleri, asırlardan beri müterakim mesuliyeti idrakle, anlı hakikat gamzedenleri serfiraz eylesin.

Üç asrın bu ağır yükünün altından kalkma… diz derman ister… sırta kuvvet ister… kalp fer eylesin… Allah bu lutfuyla bizleri serfiraz kılsın! Bizi üç asırdan beri böyle iki büklüm gezmeden halas eylesin… İkib ülküm geziyorduk bu durumdan bizleri halas eylesin…


0 Yanıt, “rekaik”



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın

Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekli.